"Enter"a basıp içeriğe geçin

TIKANDI BABA

(Sultan Mahmud ile Tıkandı Baba Hikayesi)

               Alt başlıkta hikâye dediğimize bakmayın siz. Bu ibarelerin hemen hepsi yaşanmışlıklardaki duyguların dile tezahürdür. Bugünlere kadar gelmiş ifadeler yarınlarda da yerini alacaktır inancındayım. Çünkü kültürel miras olan bu ifadeler toplumun damarlarındandır. Beslendiği kaynaklardandır.

               Birçok mesele anlatırlar. Hepsi de derin anlamlarla yüklüdür. Hayata yön veren, insanları düşündüren, gönüllere bazen huzur bazen de derin bir endişe bırakan sözler, ifadeler ve yakıştırmalardan hepimizin aslında birer ders alması gerekmektedir. Atalar boşuna bu cümleleri dillerinden dökmemişlerdir. Biz ders alalım da rotamızı doğru belirleyelim diye bize bir define haritası misali miras bırakmışlardır.

               İşte size bu yaşanmışlıklardan ve sonunda bize miras kalan bir ifadenin ortaya çıkışı:

Sultan Mahmud, kılık kıyafetini değiştirip halk arasında dolaşmaya başlamış. Bir gün dolaşırken bir kahvehaneye girip oturmuş. Kahvehanede herkes, “Tıkandı Baba, çay getir. Tıkandı Baba, kahve getir.” diye sesleniyormuş. Bu durum Sultan Mahmud’un dikkatini çekmiş. Sultan, “Hele baba, anlat bakalım. Nedir bu Tıkandı Baba meselesi?” diye sormuş. Tıkandı Baba, “Uzun mesele evlat” diye cevap vermiş Sultan Mahmud’a. Tabii Sultan olduğunu bilmeden. Sultan, “Anlat baba anlat, merak ettim” deyip sandalyeyi çekmiş.

Tıkandı Baba anlatmaya başlamış: “Bir gece rüyamda birçok insan gördüm. Hepsinin bir oluğu vardı ve oluklarından su akıyordu. Benimki de akıyordu ama azdı. ‘Benimki de onlarınki kadar aksın,’ diye düşündüm ve bir çomak alıp oluktaki engeli açmaya çalıştım. Uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer, ‘Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın,’ dedim ve yeniden uğraştım. Ama oluk tamamen tıkandı ve hiç su akmamaya başladı. Tam o sırada bir adam göründü ve ‘Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık,’ dedi. O gün bugündür adım Tıkandı Baba oldu ve hangi işe elimi attıysam başarılı olamadım. Şimdi burada çaycılık yaparak geçinmeye çalışıyorum.”

Tıkandı Baba’nın anlattıkları Sultan Mahmud’un ilgisini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkıp adamlarına, “Her gün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altına bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz,” diye emir vermiş.

Sultanın adamları ertesi gün Tıkandı Baba’ya baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba baklavayı alıp bakmış: “Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim” diye düşünmüş. Ancak sonra, “En iyisi bu baklavayı satıp evin ihtiyaçlarını gidereyim” demiş ve baklavayı alıp işlek bir yol kenarına geçmiş. Orada, “Taze baklava, güzel baklava!” diye bağırmaya başlamış. Yoldan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş ve pazarlık yaparak baklavayı satın almış. Tıkandı Baba, bu parayla evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Ancak Yahudi, baklavayı yerken her dilimin altından altın çıktığını görmüş. Ertesi gün aynı yere gelip Tıkandı Baba’nın tekrar baklava satmasını beklemiş. Sultanın adamları bir tepsi baklavayı yine Tıkandı Baba’ya getirmiş. Tıkandı Baba yine baklavayı satmış. Yahudi de hiçbir şey olmamış gibi, “Baba, baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım” demiş. Tıkandı Baba kabul etmiş ve her akşam baklavaları ona satmaya başlamış.

Bir ay sonunda Sultan Mahmud, “Bizim Tıkandı Baba’ya bir bakalım” demiş ve yanına gitmiş. Bu kez padişah kıyafetleriyle içeri girmiş. Ancak Tıkandı Baba’nın hâlâ aynı durumda olduğunu görünce sormuş: “Tıkandı Baba, sana baklavalar gelmedi mi?”

-“Geldi Sultanım” diyen Tıkandı Babaya, Sultan:

– “Peki, ne yaptın o kadar baklavayı?”

– “Efendim, satıp evin ihtiyaçlarını karşıladım. Sağ olun, duacınızım.”

Sultan tebessüm etmiş: “Anlaşıldı Tıkandı Baba, anlaşıldı. Hadi benimle gel,” deyip onu devletin hazine odasına götürmüş. “Baba, şuradan bir kürek al ve hazinenin içine daldır. Küreğine ne kadar altın gelirse hepsi senindir” demiş. Tıkandı Baba heyecanla küreği ters çevirip hazinenin içine daldırmış. Ancak küreğin ucuna sadece bir tane altın takılmış. Sultan, “Baba, senin buradan da nasibin yok. Şimdi askerlerle git ve onlar sana ne yapacağını anlatsınlar” demiş.

Askerler Tıkandı Baba’yı Üsküdar’a götürmüş ve “Baba, buradan bir taş seç bakalım,” demişler. Tıkandı Baba bir taş seçmiş. Askerler, “Şimdi bu taşı at. Ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını sana bağışlayacağız” demişler.  Tıkandı Baba taşı kaldırmış, ancak taş elinden kayıp kafasına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler durumu Sultan Mahmud’a haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmud meşhur sözünü söylemiş: “Vermeyince Mabûd, neylesin Sultan Mahmud.”

Demek istediğim o ki; her şey kısmet ve nasip meselesidir. Anlamak, söylemek, dinlemek, yapmak, almak, vermek, görmek ve daha ne varsa varlık alemine giren her şey, her şey kısmettir. Bir insanın hayatı niyet ve nasip arasındaki birlikteliklerin şekli ve yönüyle ilintilidir. Buna kabul gösteriyoruz.

Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN-Eğitimci Sosyolog

3 Yorum

  1. seyfullah utku sarıaslan
    seyfullah utku sarıaslan 5 Temmuz 2026

    Aynen öyle.

  2. Ahmet Canpolat
    Ahmet Canpolat 7 Temmuz 2026

    Kısmetten öte köy yok galiba.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir