Ayazda kaldım yine.
Gecenin bilmem kaçında,
Ruhum üşüdü yine.
Saatten habersiz olduğuma bakma sen.
Yine zaman “sensizliği” gösteriyor.
Acıların eşiğini geçtim diye düşünürken,
Sensizliğin dokunuşuyla sanki yine ayazda kaldım.

Ruhum engin denizlerin üzerinde ne yapacağını bilmez halde.
Yüreğim dağların doruklarında paramparça sanki.
Kime, neyi, niye, nasıl anlatacağım ki?
Hem kim anlayabilecek ki benim dilsiz feryadımı?
Seni mi, sensizliği mi, harabeye dönen beni mi anlatacağım?
Kime neyi, nasıl anlatacağım ki?
Hem anlatmak istiyor muyum ki?
Uzayan geceler,
Gecelere yoldaş göz yaşlarımı mı göstereyim?
Nefesinin yokluğunda, ömrümün senle dolu her anında,
Yine sensiz bu saatlerde ayazda kaldım.
Güne çıkmam neyi değiştirecek?
Hangi kelimeler beni,
Hangi cümleler seni,
Ve hangi paragraflar sevdamı anlatacak ki?
Vurgun yediğimi mi söyleyeyim bu yaşımda?
Vurulduğum güzelliğinin yokluğunda tükendiğimi mi haykırayım?
Yok iki gözümün çiçeği yok;
Sen, sensizlik lügatlere sığmayacak kadar derinsin.
Ben şimdi hangi gecenin karanlığında arayayım seni?
Kim bilir hangi yıldızın titreyen ışığına saklanmışsın?
Hangi rüzgâr getirir sesini bana?
Hangi yağmur da sökemez içimde biriken bu sensizliği?
Bilmiyorum.
Belki de seni aramak değil artık derdim;
Kendimi bulmak senin bıraktığın yerde belki derdim.
Çünkü ben, seni kaybettiğim gün,
Kendimi senin yokluğunda unuttum.
Şimdi aynalara bakıyorum,
Yüzüm bana yabancı.
Gözlerimde senin sustuğun cümleler,
Dudaklarımda söylenememiş bir ömür.
Ve içimde
Adı konmamış bir kış.
Ne kadar güneş doğarsa doğsun üstüme,
İçimdeki ayaz dinmiyor.
Meğer insan her şeyde üşümüyormuş;
Kendini kaybettiğinde de soğuyormuş tüm bedeni.
Ben sende mi kaldım,
Yoksa senden kalan bende mi?
Bilmiyorum.
Bildiğim tek şey; bu gece de ayazda kaldım.
Ama ilk kez üşüdüğüm yerin dışarıda olmadığını anladım.
Meğer ayaz gökyüzünde değilmiş.
Meğer gece saatte değilmiş.
Meğer sensizlik senin gidişin değilmiş.
Ben,
Seni beklerken kendimden uzaklaşmışım.
Şimdi gün doğuyor.
Penceremde ince bir ışık,
Saatler yine “sensizliği beş geçiyor.”
Duvarlarda gecenin yorgunluğu.
Ve ben hâlâ buradayım.
Sensizliğin tik tak sesleri arasında,
An’ların derin kayboluşunda,
Eksik, yorgun, suskun…
Ama buradayım.
Belki bu geceler beni öldürmez;
Ölsem bile belki “sensizlik” kadar dokunmaz.
Ben bu gece ayazda kaldım iki gözüm.
Ve ilk kez üşümekten korkmadım.
Çünkü anladım ki,
Bazı yaralar iyileşmek için değil,
Bana kim olduğumu hatırlatmak için açılmış.
Şimdi sabah olsun, gün ağarsın.
Bırak güneş doğsun.
Bırak dünya kaldığı yerden devam etsin varlığına.
Ben seni unutmayacağım tek bir lahza.
Sensizliğin içinde kendimi arayacağım en sevdalısından.
Yok yok!
Seni arayacağım.
Sen lügatlere sığmayacak kadar derinlerde olsan da,
Ben,
Kendi içimde sen kadarım.
Ve yine…
Ayazda kaldım.
Ama bu kez içimde bir ateş var.
Seni ararken kendimi bulduran.
Kendimi ararken sana kavuşturan.
06.09.2026/ANKARA
Gökmen CAN-Eğitimci Sosyolog

