Din ve Metot Arasındaki İnce Çizgi
İslâm düşünce geleneğinde usul (metot), esastan önce gelir. Çünkü usulü (metodu) doğru olmayanın, esasa (hakikate) ulaşması mümkün değildir. Asırlardır biz Müslümanların inanç, amel ve ahlâk zeminini koruyan en geniş kapsayıcı şemsiye, hiç şüphesiz “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” çizgisidir. Lakin günümüzde dijital ve sosyal medya mecralarının sağladığı kontrolsüz kürsüler, eline alanın bırakmadığı mikrofonlar, birbirleriyle yarışır halde unvan ve mabada uygun bir koltuk bulma, ne yazık ki bu yüce kavramın içini boşaltan, onu birleştirici bir çatı olmaktan çıkarıp bir ayrıştırma, ötekileştirme ve tekelcilik aracına dönüştüren yapılar türetmiştir. Bilmiyoruz, belki diğer ülkelerde de mevcuttur bu yapılar lakin biz, ülkemizi takip ettiğimiz için, bu yönde türeyen çokça hizip ve ayrıştırıcı yapıların peydah olduklarını söyleyebiliriz.
Bugün önüme düşen ve gerçekten anlamakta zorluk çektiğim bir ibare beni hayrete düşürdü. Babası ve ailesi “cemiyet” hayatının önemli kişilerinden olan o kimsenin, o cümlesini en hafif ifadeyle “cahilliğin daniskası” olarak ifade edebilirim. Sosyal medyada dolaşıma sokulan, “Ehl-i sünnetin davası heybetli bir dağdır; birkaç karganın konması ona izzet katmaz, uçup gitmeleri de ondan bir şey eksiltmez” şeklindeki ifadeler, ilk bakışta davanın (!) büyüklüğünü ve sarsılmaz oluşunu övüyor gibi görünse de arka planında derin bir kibir, dışlama ve kendisi gibi düşünmeyen her Müslümanı, her ilim talebesini ya da araştırmacıyı “karga” olarak nitelendiren tehlikeli bir zihniyeti barındırmaktadır. Ee, “biz babadan böyle gördük” şarkı sözlerini demek ki hayatlarına yansıtan bu kimseler, kendilerini dinin tek hamisi, ilmin tek mercii ve cennetin yegâne anahtarı olarak görüp, aslında bilerek ya da bilmeyerek Ehl-i Sünnet kavramına en büyük darbeyi vurmaktadırlar. Müslümanları kamplara ayıran, insanları kolayca ötekileştiren, kendi dar cemaat ve hizip çıkarlarına göre fetvalar uyduran ve ümmetin ilmi gelişimini engelleyen bu güruhlar, İslâm’ın ana caddesine tefrika tohumları ekmektedirler. Bu yazımızda, Ehl-i Sünnet kavramının asıl mahiyeti, tarihi gelişimi, ümmeti birleştirici karakterini ortaya koymaya çalışıp; âyet, hadis ve icma delilleriyle, Müslümanlara hakaret eden ve tefrika çıkaran bu tekelci yapıların fikri tutarsızlıkları gözler önüne sereceğim. Hemen şunu da söylemeden geçmeyeyim: Bu türden yazılarımız yaklaşık bir yıl sürebilecek bir konu havuzuna sahip.
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat Kavramının Mahiyeti ve Tarihi Seyri
“Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” ifadesi, kelime anlamı itibariyle “Peygamber Efendimizin yolunu (sünnetini) takip edenler ve sahabe cemaatinin (bütünlüğünün) izinden gidenler” demektir. Bu kavram, Peygamber Efendimiz Aleyhisselamın ardından gelen asırlarda durup dururken ortaya çıkmış siyasi bir mezhep veya kurumsal bir cemaati işaret eden bir ifade değildir. Aksine, dinde aşırılıkların baş gösterdiği, Haricilik, Şia, Mu’tezile, Mürcie gibi fırkaların İslâm toplumunu içeriden parçalamaya başladığı dönemlerde, ana gövdeyi korumak amacıyla zikredilmiş bütünleştirici bir adlandırmadır.
Tarihsel süreçte Ehl-i Sünnet, akidelerini netleştirirken iki büyük ekol üzerinden sistemleşmiştir. Bunlar: İmam Ebû’l-Hasan el-Eş’arî ve onun çizgisini takip eden Eş’arîlik, İmam Ebû Mansûr el-Mâtürîdî ve onun çizgisini takip eden Mâtürîdîliktir.
Bu iki imam, kendilerinden yeni bir din veya bid’at içeren bir inanç uydurmamışlar; bilakis İmam-ı Azam Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Ahmed b. Hanbel gibi selef-i sâlihînin Kur’ân ve Sünnet’ten süzüp çıkardığı inanç esaslarını, akli ve nakli delillerle savunmuşlardır.
Ehl-i Sünnet’in en bariz vasfı “orta yol” olmasıdır. O, ne aklı tamamen dışlayan katı bir yol izlemiş ne de aklı nassın önüne koyarak vahyi tahrif eden akılcılık hastalığına düşmemiştir. En önemlisi de Ehl-i Sünnet, “Ehl-i Kıble tevil ile tekfir edilemez” genel kaidesini benimseyerek, kelime-i şehadet getiren ve İslâm’ın temel esaslarını inkâr etmeyen hiç kimseyi dairesinin dışına itmemiştir. Dolayısıyla, Ehl-i Sünnet bir dışlama veya dar bir gruba tapulama olmayıp, tam aksine ümmetin büyük çoğunluğunu kapsayan geniş bir adalet ve merhamet çınarıdır.
Tekelci Zihniyetin “Karga” Benzetmesi ve Müslümanları Ötekileştirme Hastalığı
Bu zamanda kendilerini “Ehl-i Sünnet’in yegâne temsilcisi” ilan eden bazı yapılar, kendi tarikat, cemaat veya siyasi vizyonlarına ram olmayan her alimi, araştırmacıyı ve Müslümanı “bid’atçı”, “reformist” ya da yukarıdaki sözde ima edildiği gibi “karga” ilan etmektedir. İslâm’ı, âyetleri ve hadisleri anlatan, ümmetin dertleriyle dertlenen insanlara “karga” yakıştırması yapmak, İslâm ahlâkının en temel ilkelerinden olan “mümin kardeşliği” ve “güzel üslup” ilkeleriyle açıkça çelişir. Ayrıca “Ehli Sünnetten Uçup Gitmeleri” ifadesi de sorumsuzca söylenen çok ağır bir ifadedir. Zahiren demek ki o çizgiden çıkmış ve sapmış anlamı çıkmaktadır. Metot olarak seninle ayrışan ama aynı membaı esas alan kimseleri neyle itham ettiğinizin farkında mısınız? Sanırım öğrenilecek çok şey var. Ee, yaşadığı ülkenin dilini bilmeyen kimselerin varlığı maalesef algıları da olumsuz etkilemekle birlikte aldıkları sözde aidiyet isimleri sadece kamufle olarak kalmaktadır ve kalacaktır.
Dışlayan Yapılar Varsa Zehirleri de Vardır
Bu dışlayıcı, ötekileştirici, fitneci yapıların görülen en temel özellikleri şunlardır:
*İlmi Tekelleştirme: “Din ilmi sadece bizim dizimizin dibinde öğrenilir, bizim onaylamadığımız hiç kimse din adına konuşamaz” iddiasıyla Müslümanların sahih kaynaklara ulaşmasının önüne set çekerler. Öyle ki, metot bakımından kendileriyle uyuşmayıp da ayrı yola giren kimseler için; “onlara ilim vermek ve onlardan ilim almak caiz değildir” şeklinde akla hayale ziyan fetvalar vermektedirler de.
*Kişiye ve Gruba Endeksli Din Anlayışı: İslâm’ın evrensel ilkelerini, kendi liderlerinin veya hocalarının dar yorumlarına hapsederler. Hocalarının sözünü adeta dini emir gibi kabul eder, ona yöneltilen her ilmi eleştiriyi “dine saldırı” olarak lanse ederler. “Hocaları” derken yanlış anlamayın gerçekten ilim erbabı, muttaki, müfessir, muhaddis ve üstün özelliklere sahip hocalarımızı demiyorum; bugün nefsinin yular gemini ağzına geçirmiş şekilde yaşayan sözde hocalarını diyorum.
*Fetva ve Yasaklar Üretip Dinle Korkutmak: Toplumun dinamik yapısını, İslâm’ın kolaylaştırıcı fıkhını göz ardı ederek, zorlaştırıcı ve insanları dinden soğutucu şahsi fetvalar yayınlarlar. Din derler, cemiyet derler, dava derler, maslaha derler, derler ha derler ve bu deyişlerinde de hep bir korkutma ve titretmeye yakalatma alçaklığı vardır.
*Tefrika ve Bölücülük: Müslümanlar arasına “bizim gruptan olanlar” ve “olmayanlar” şeklinde duvarlar örerler. Bu durum, Müslümanların küresel ölçekte birlik olmasını engelleyen en büyük iç hastalıktır. Bu hastalık öyle bir hâl almış ki bazı yapılar insanları rakamsal olarak kodlayarak kendine olan yakınlıklarını simgeleştirmektedirler. 1’den başlayıp 5’e varan bir kodlama ve formülasyonlar havalarda uçuşuyor.
Âyet-i Kerîmeler Işığında Mümin Kardeşliği ve Dışlayıcılığın Reddi
Yüce Allâh, Kur’ân-ı Kerîm’de müminlerin birbirlerine karşı nasıl bir üslup ve tavır içinde olmaları gerektiğini açıkça beyan etmiştir. Müslümanları kamplara ayıran, onlara lakaplar takan ve aşağılayan zihniyet, şu ilahi ikazların muhatabıdır:
Anlamı: “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allâh’tan korkun ki esirgenesiniz. Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler… Birbirinizi ayıplamayın ve birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın.” (Hucurât Suresi/10-11)
Âyet-i Kerîme, müminlerin birbirine lakap takmasını, birbirini “karga” gibi tahkir edici sıfatlarla anmasını kesin bir dille yasaklamaktadır. Kendini dağ, karşısındakini karga gören kibirli bakış açısı, Hucurât Sûresi’nin bu açık nehyine çarparak un ufak olmaktadır.
Tefrika ve Bölünme Yasağı
Anlamı: “Hep birlikte Allâh’ın ipine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin…” (Âl-i İmrân/103)
Ehl-i Sünnet’in asıl gayesi “cemaat” yani birlikteliktir. Müslümanları hiziplere ayırarak parçalamak, Allâh’ın ipini bırakıp cemaat asabiyetine sarılmaktır. Lakin şimdilerde sadece kendilerini eleştirilemez, kurtarıcı ve mecburi yön olarak gösterme gayretlerindedirler.
İnsanları Dinden Soğutmama ve Davet Metodu
Anlamı: “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış.” (Nahl/125)
İslâm’ı anlatan insanları dışlamak, onları hakaretle susturmaya çalışmak hikmet ve güzel öğüt metoduyla asla bağdaşmaz. Hele onların ilim vermelerini engellemek, ilim almalarına boykot uygulamak gibi cahil-i cühela tipli bir yaklaşımdır. Hem bu hususun “dini olarak da sorulması gerekir” hatırlatmasını da bulunmuş olalım.
Sünnet ve Hadis-i Şerifler Ekseninde Ümmetin Bütünlüğü ve Kibrin İptali
Peygamber Efendimiz Aleyhisselam, hayatı boyunca ümmetin birliğini esas almış, müminlerin birbirini tekfir etmesini veya aşağılamasını en büyük tehlike olarak görmüştür. Müslümanın, kardeşine olan her türlü kötü davranışı da yasaklamıştır.
Müslümanı Aşağılamanın Hükmü?
Rasûlullah Efendimiz Aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
Manası: “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona hainlik etmez, ona yalan söylemez, onu yüzüstü bırakmaz. Müslümanın her şeyi; ırzı, malı ve kanı diğer Müslümana haramdır. Takva buradadır (kalbini gösterdi). Bir kimseye şer olarak, Müslüman kardeşini hor/hakir görmesi yeter.” (Tirmizî, Birr, 18)
Dini anlatan, Allâh ve Rasûlü’nden bahseden Müslüman alimleri veya fertleri “karga” diyerek hor görmek, Peygamber Efendimiz Aleyhisselamın ifadesiyle bir insana “şer ve günah” olarak tek başına yeterlidir.
Baş Belası Kibrin Felaketi
Kendini heybetli bir dağ gibi kusursuz, başkalarını ise cüce veya değersiz varlıklar olarak görmek tam bir kibir alâmetidir. Hadis-i şerifte şöyle buyrulur:
Manası: “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” (Müslim, Îmân, 147)
Yani cennete ilk girenlerle giremez anlamındadır.
Kolaylaştırma ve Müjdeleme Emri
Manası: “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” (Buhârî, İlim, 11)
Kendi dar kalıplarının dışındaki her ilmi faaliyeti yasaklayan, fetvalarıyla hayatı yaşanmaz kılan güruhlar, nefret ettirme ve zorlaştırma günahını işlemektedirler.
Tekelci Güruhların Ehli Sünnet Kavramına Verdiği Zararlar
Bu sözde yapıların Müslüman toplumlarda yol açtığı tahribat çok boyutludur ve ivedilikle tedavi edilmesi gereken birer sosyal/dini yaradır. Bu yapılar, adeta kendilerini “dinin asayiş şubesi” gibi konumlandırmakta, sosyal medyada organize troll ağları kurarak, samimi olarak İslâm’ı anlatmaya çalışan hoca, öğretim görevlisi ve yazarları itibarsızlaştırmaya çalışmaktadırlar. Bir alimin ufak bir içtihat hatasını veya dil sürçmesini büyüterek onu “karga”, “hain”, “zındık” ilan etmek ne ilim ahlâkına ne de insanlığa sığar.
Unutmayalım! Heybetli Dağın Gerçek Sahibi Ümmettir
“Ehl-i sünnetin davası heybetli bir dağdır” cümlesi doğru bir tespittir; lakin bu dağ, hiç kimsenin, hiçbir cemaatin, hiçbir hizbin babasının malı veya tekelinde değildir. O dağ, Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa Aleyhisselamın açtığı, sahabe-i kiramın harcını kardığı, müçtehit imamların ilimle yükselttiği ümmetin ortak mirasıdır.
Bu dağın heybeti, içine aldığı Müslümanların çokluğuyla, kuşatıcılığıyla, şefkatiyle ve adaletiyle kaimdir. Allâh’ın dinini, âyetlerini, Peygamber’in sünnetini kendi üslubunca, samimiyetle anlatmaya çalışan hiç kimseye, sırf sizin grubunuza intisap etmedi diye “karga” denilemez. Onları “karga” olarak gören zihniyet, fildişi kulelerinden ümmete tepeden bakan, kibir körlüğüne yakalanmış yapılardır.
Müslümanların yapması gereken, bu sosyal medya soytarılıklarına, din tekelcilerine ve tefrika tüccarlarına prim vermemektir. İslâm dünyasının kurtuluşu; dar cemaat asabiyetlerinde değil, Kur’ân ve Sünnet’in geniş vizyonunda, Ehl-i Sünnet’in birleştirici adaletinde ve müminlerin birbirini kardeş bilip kucaklamasındadır.
Unutulmamalıdır ki, ümmetin fertlerini dışlayarak büyüdüğünü zanneden yapılar, aslında o heybetli dağın zirvesine değil, kendi kibirlerinin kuyusuna doğru yuvarlanmaktadırlar.
Allah bizleri bu güruhtan ve şerlerinden korusun. Âmin.
Not: Gelecek yazımız “Server” (Sörvır 😊) hakkında olacaktır.
Kalın sağlıcakla…
Gökmen CAN-Eğitimci Sosyolog


Allâh razı olsun hocam
Sizlerden de kardeşim.