İnşa Edenler ve İtibarsızlaştıranlar
Birbirine hakkı ve doğru olanı, güzellikleri ve üretkenliği tavsiye edip tavsiye ettiğini de yaşayanlara ne mutlu. Zaten toplumsal yapının güçlü olması da bu tür hasletleri taşıyan kimselerin varlıklarıyla sağlanır. Toplumsal yaşam, insanların birbirleriyle ve ortak amaçlar doğrultusunda bir araya gelip en üst örgütlenmelerine yani, devlet olup devlet olarak kalmasına bağlıdır. Oluşturulan bu kolektif doku, ekolojik dengelere benzer şekilde iki temel insan davranış eğilimi ve zihniyet kalıbı üzerinden şekillenir. Bunlar: Üretici, birleştirici ve besleyici eylemler ile tüketici, ayrıştırıcı ve lekeleyici davranışlardır.
Bildiğiniz üzere polenleme, polenin erkek organdan dişi organın tepeciğine taşınmasıdır. Döllenme ise bundan sonra gerçekleşen biyolojik süreçtir. Lise biyoloji dersimden aklımda kalan tanım bu. Arı veya rüzgâr poleni taşırken yalnızca kendi besinini aramaz; temas ettiği çiçeği dönüştürür, ona can olur ve habitatın (canlılara has fiziksel yaşam alanı) devamlılığını sağlar. Sosyolojik ve ahlaki bağlamda “polenleme” kavramına değinecek olursak, kişinin topluma kazandırdığı her türlü yapıcı düşünceyi, birleştirici dili, güven tesis eden adımı ve ortak fayda üreten emeği simgeler. Polenleme yapan insan, girdiği ortama taze fikirler taşır, başkalarının yeteneklerini açığa çıkarır, kırılmış bağları onarır ve umudu çoğaltır. Yani adım attığı yerlere can suyu olur.
Buna karşılık çamurlama, temiz, berrak ve üretken bir zemini tortuyla kaplayıp görünmez hale getirme, kirletme ve âtıl bırakma eylemi ve inadıdır. Cehalet ve bencilliğin, kıskançlık ve fesatlığın, dirayetsizlik ve adaletsizliğin kendisidir. Sosyolojik karşılığıyla çamurlama; dedikodu, iftira, kinik (alaycı) kötümserlik, ötekileştirme, liyakatsizliği meşrulaştırma ve başkalarının emeklerini karalama çabasıdır. Çamur atmayı bir yaşam felsefesi kabul etmiş zihniyetler, kendisi inşa edemediği için başkasının diktiği fidanı kökünden sökmeyi veya çamura bulayarak değersizleştirmeyi hedefler. Bunu gerçekleştirmek için hâşâ huzurdan “arsızlık” bile yaparlar. Tıpkı bir bardak temiz suya katılan bir damla zehrin bütün bardağı içilmez kılması gibi, küçük bir toplulukta başlatılan çamurlama hareketi de güven kalesinin hızla yıkımına neden olur.
Bu iki kavramın toplumsal yansımaları, toplumların yükseliş veya çöküş dinamiklerini belirler. Bir toplumda polenleyici olanların sesi çamurlayıcı olanların gürültüsünü bastırdığı sürece kamusal barış ve kurumsal dayanıklılık korunur. Çamur atmanın prim yaptığı, iftiranın alkışlandığı ve üretkenliğin alaya alındığı anlarda ise sosyal doku çözülmeye başlar.

İki Zihniyet
Hangi döneme bakarsanız bakın, polenleyiciler ile çamurlayıcıların birbirleriyle olan kesintisiz mücadelesine şahit olursunuz. Düşünce ve fikir dünyasında, bilim ve sanatta atılan her büyük adımda, önce bir polenlemenin olduğunu görürsünüz.
Bazen bilimde atılan küçük bir adım başka kimselere örnek ve ilham olarak çok özellikli ve insanlık adına müthiş bir ilerlemeye vesile olmuştur. Bilim insanları bilgiyi birer polen gibi kıtalar ve çağlar arasında taşıyarak insanlığın ortak biliş ve kullanım sürecini oluşturup canlı tutmuşlardır.
Bazen de bakıyorsunuz insanları hakikate ve doğruluğa, adalete ve merhamete, çalışmaya ve üretmeye yönlendiren, onlara örnek olan kimseler için çıkar odakları çamurlama yaparlar. Mesela fikirde çamurlama yaparlar. Şu anda aklıma Atina’nın çamurlayıcılarının Socrates’e baldıran zehri içirmeleri; ancak tarihin hafızasında kalan şeyin ise Socrates’in fikri polenleri olduğu geldi.
Toplumsal Dayanışmadaki Polenleme
Kadim Anadolu’nun “Ahilik” teşkilatı, esnafı yalnızca ekonomik bir lonca çatısı altında topladığını düşünmemeliyiz. Aynı zamanda cömertlik, dürüstlük ve dayanışma polenlerini mahallelere yaymıştır. Geçen bir belgeselde izlemiştim; “Pabucu dama atılmak” deyimiyle mesleki ahlakı koruyan bu sistem, rekabeti yıkıcı bir çamur savaşına dönüştürmek yerine, kaliteyi artıran bir bahçıvanlığa çevirmiştir.
Günümüzün En Büyük Sıkıntı Halkası Siyaset ve Kamuoyundaki Çamurlama
Hemen her dönemde kurumsal çamurlamanın ve linç kültürünün en çarpıcı örnekleri bitip tükenmeden devam etmektedir. Masum bir yazar ya da kişilik, siyasetin, kuruluş, kurum ve özellikle basının içindeki fanatik veya şer odaklar tarafından linç edilmeye maruz bırakılarak çamura bulanır. Sonrasında istediğiniz kadar aklanmaya ya da doğruları tüm yalınlığıyla anlatmaya çalış ki kendini anlatabilesin.
Çamurlamak çok kolay, zahmetsiz ve yıkıcıdır; polenlemek ise emek, dikkat, sorumluluk ve sabır ister. Çamur atan kişi bir saniyede kirletirken, o çamurun temizlenmesi ve toprağın yeniden ürün vermesi yıllar alabilir. “Çamur at; tutmasa da izi kalır” ifadesi, bilinç altı hezeyanların yansımaları olarak çok sık rastlanan bir durumdur. Hatta hatalarından ötürü kendilerine “biat” etmeyen kimselere bile en acımasız ve fütursuz saldırıları koskoca bir yapıyı da dağıtabilmektedir.
Çamurlama Salgını Her Yerde
Bir toplumda çamurlama refleksi olağanlaştığında, toplumsal birlikteliğin temeli olan “karşılıklı güven” ortamı ortadan kalkar. Güvenin bittiği yerde ise iş birliği imkânsızlaşır; kurumlar felç olur, kişiler de kendi kabuklarına çekilerek en küçük bir madde durumuna gelir.
Hayatı karartan çamurlama davranışları günümüz dünyasında çeşitli biçimlerde karşımıza çıkar. Bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
-Karakter ve İtibar Suikastı/Gaspı: Bir kimsenin mesleki veya ahlaki başarısını hazmedemeyenlerin başvurduğu ilk yöntem, o kişinin niyetini sorgulatmak ve şüphe tohumları ekmektir. “Kesin bir çıkarı vardır”, “Arkası sağlamdır” veya “Göründüğü gibi değildir” şeklindeki eğreti söylemler, polenleme yapan çalışkan benlikleri sindirmeyi amaçlar. Maalesef başarılı da olunmaktadır. Ama bu sadece gerçeklerin er geç ortaya çıktığı kaidesinin zuhur etmesine kadardır.
-Kutuplaşma ve Ötekileştirme Tüccarlığı: Sosyal ve siyasal alanda kitleleri bir arada tutmak çok zor olup, onları ortak bir düşmana karşı kışkırtmak ise son derece kolaydır. Kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı, ötekileştirici dil ve bu dilin kan emici sahipleri, karşı tarafı topyekûn “hain”, “yobaz”, “düşman” veya “cahil” ilan ederek çamurlar. Bu durum, toplumun farklı kesimlerinin birbiriyle konuşma zeminini yok eder. Hatta aynı zemindeki kimseleri bile birbirlerine düşman eder.
-Dijital Linç ve Yankı Odaları: Sosyal medya algoritmaları, doğası gereği öfkeyi ve sansasyonu ödüllendirir. Bir iddia doğrulanmadan binlerce kez paylaşılır; dijital çamur at izi kalmasa bile kitlelerin zihnine yapışır. Birkaç saat içinde bir insanın, bir kurumun ya da bir projenin bütün geçmişi lekelenebilir. Öyle ki bu alanın kullanılması ve mevzubahis taktiği kullanılarak bırakın iktidarları, devletleri bile yıkabilmektedir. Son kırk yıl içindeki devletlerin kaos ve yıkım hikayelerine bakarsak bunu çok net görürüz.
Çamurlamanın meydana getirdiği en büyük tehlike, “erdemli” insanların kamusal alandan çekilmesidir. Çamura bulanmaktan korkan “liyakatli” kimseler suskunluğa gömüldüğünde, meydan meydanı çamura boğanlara kalır. Bu da toplumsal çürümeyi hızlandırır.

Peki, Birlik, Beraberlik ve Huzur İçin Ne/Neler Yapmalıyız?
Bozulan bir toplumsal zemini restore etmek, çamurlayıcıları polenleyicilere dönüştürmek veya en azından onların tahribatını sınırlamakla mümkündür. Birlik ve beraberliği yeniden inşa etmek soyut bir temenni değil; eyleme dökülmesi gereken ahlaki ve pratik bir yol haritasıdır.
Dilde ve İletişimde “Polen Taşıyıcı” Olmak Elden Bırakılmamalı
Dil, düşüncenin/zihnimizin yuvası ve toplumun aynasıdır. Dilden dökülen sözcükler ya zehirli bir gaz gibi havayı kirletir ya da yeni çiçekler açtırır.
Hüsnüzan ilkesini hayatlara yerleştirmek gerekir. Karşımızdakinin sözlerini veya eylemlerini hemen en kötü senaryoyla damgalamak yerine, açık kapı bırakmak gerekir. Bir hata gördüğümüzde bunu alaycı bir linç malzemesi yapmak yerine, yapıcı bir dille uyarmak polenlemedir. Bu da toplumda en zor görülen husullerdendir.
Gıybet ve dedikoduya kırmızı kart göstermeliyiz. Çamur, aktarıldıkça çoğalır. Bir çalışma ortamında veya arkadaş meclisinde bir başkasının arkasından konuşulmaya başlandığında, “O burada yok, bunu onunla konuşmalıyız” diyebilmek veya konuyu değiştirmek, çamur kanalını tıkamak anlamına gelir. En azından şunu bilmeliyiz: Bugün sizin yanınızda başkasının arkasından konuşan, başkasının yanında da sizin hakkınızda konuşur. Mesele bu konuşmak değil; bizlerin emri bil maruf nehyi anil münkeri yapmamızdır.
Aynı zamanda takdir kültürünü kurumsallaştırmamız gerekir. Başarıyı görmezden gelmek veya küçümsemek örtülü bir çamurlamadır. Bir meslektaşın, komşunun ya da tanımadığımız bir gencin ürettiği değeri açıkça tebrik etmek, başkalarının da benzer güzellikler üretmesini tetikler. Takdir mekanizmasını işletmeyen kimseler sıkıntılı kimseler olup, onlardan şiddetle uzaklaşmak gerekmektedir.
Yapıcı Eleştirel Süzgeç Kullanmamız Elzemdir
Günümüzde polenleme yapmak, bilginin temizliğini korumayı zorunlu kılar. Teyit edilmemiş, kaynağı belirsiz her iddia potansiyel bir çamurdur. Manzaraya bakarsak da bu çoğu kimsenin umuruna bile gelmemektedir.
Sadece bedensel ve çevresel hijyene değil dijital hijyene de dikkat etmemiz gerekmektedir. Önümüze düşen/çıkan bir haberi, özellikle de birilerini hedef alan bir haberse, paylaşmadan önce en az iki üç güvenilir kaynaktan da doğrulamak vatandaşlık görevlerimizdendir. İnanın dostlar bilgi kirliliğiyle mücadele etmek, çevre kirliliğiyle mücadele etmek kadar hayatidir. Sanırım kimse hayatından kolay kolay vazgeçmek istemez.
Kuşkuculukla adaletli olmayı birbirinden ayırmak da gerekir. Olaylara eleştirel yaklaşmak zihinsel bir erdem ve aynı zamanda olgunluktur. Ancak her iyi niyetin altında bir art niyet aramak kindarlığın açık bir resmidir. Kindarlık, polenleme gayretini baştan öldürür.
Eskisi Gibi “İmece” Bilincini Canlandırmalıyız
Sosyolojik olarak “kolektif varoluş” denilen şey, sadece acıda değil, ortak geleceğin inşasında da bir araya gelebilmeyi gerektirir. Ayrılıklarımızı değil, müştereklerimizi büyütmek zorundayız.
Mesela toplumsal dayanışma projeleri oluşturup, oluşturanlara destek olmalıyız. Hanemizden başlayarak, mahalle ölçeğine yayıp faydalı kuruluşlar ya da alanlar oluşturmak, sokak kimsesizlere sahip çıkmak, ihtiyaç sahiplerine destek sağlamak gibi doğrudan fayda üreten alanlarda yan yana gelmek insan olmamızın şerefli yanlarındandır. Şunu herkes iyi bilmeli ki farklı siyasi veya kültürel görüşlerden insanların aynı fidanı diktiği yerde çamur barınamaz.
Geri adım atmadan liyakati her platformda savunmamız gerekir. Bir toplumun polenlenmesi, işin ehline verilmesiyle doğrudan ilintilidir. Torpil, kayırmacılık ve liyakatsizlik en ağır çamurlama biçimidir. Çünkü adalete olan inancı yıkar. Liyakati her platformda savunmak, kamusal namusun korunmasıdır.
Çamurlayan ve Polenleyen Davranış Modelleri Nelerdir?
Gündelik yaşamda karşılaştığımız tutumlar, hangi eksende durduğumuzu açıkça ortaya koyar. Yeni bir fikir ortaya atıldığında çamurlayan kimse/kimseler: “Bu ülkede/bu kurumda hiçbir şey olmaz, daha önce de denendi, arkasında kim var?” der ve motivasyonu kırar. Ama polenleyen kimse de: “Harika bir başlangıç, eksik kalan yerleri nasıl tamamlayabiliriz, ben bu işin neresinden tutabilirim?” der ve fikri büyütür.
Ne bileyim bir hata yapıldığında çamurlayan kimse, hatayı yapan kişiyi kamusal alanda rezil eder, geçmişini kurcalar ve onu ifşa ederek prim kazanmaya/devşirmeye çalışır. Lakin polenleyen kimse, hatayı yapıcı şekilde gösterir, telafi yollarını önerir ve insanın hata yaparak öğrenebileceğini hatırlatır.
Hatta toplumsal bir kriz anında çamurlayan kimse, suçlu arayışını bir cadı avına çevirir, dezenformasyon yayarak paniği ve nefreti körükler. Polenleyen kimse de doğrudan sahaya iner, elini taşın altına koyar, yardım malzemesini paketler, kan bağışında bulunur ve sakinleştirici bir ses olur.
Son Sorumuz: Geleceğe Kalan Polenlerin Bahçesi mi, Çamurun Bataklığı mı?
Her sabah uyandığımızda, girdiğimiz ilk ortamda, sosyal medyada paylaştığımız ilk iletide veya bir komşumuzla selamlaşırken bir seçim yaparız: Ya etrafa bir parça polen bırakacak ve o günün dünyasını biraz daha yaşanılır kılacağız; ya da kalbimizden/zihnimizden/duygularımızdan çıkardığımız çamuru bir yerlere sıçratarak ortalığı bulandıracağız.
Çamur atanların elleri hiçbir zaman temiz kalmaz. Başkasına fırlatmak üzere çamur toplayan bir zihin, en önce kendi ruhunu, kendi algısını ve kendi insanlığını çamura batırır. Oysa bir çiçeğin polenini diğerine taşıyanlar hem bal üretimine vesile olur hem de yeryüzünün bir sonraki bahara capcanlı çiçeklerle uyanmasını garanti altına alır.
İşte, tüm bunlardan sonra diyebiliriz ki birlik ve beraberlik, herkesin aynı fikirde olması veya tek bir kalıba dökülmesi demek değildir. Birlik; farklı renklerdeki çiçeklerin aynı bahçede, birbirinin yaşam hakkına saygı duyarak ve polenlerini paylaşarak bir arada durabilmesidir. Çamurlamayı bir alışkanlık olmaktan çıkarıp polenlemeyi bir hayat ahlakı haline getirdiğimiz gün; sokaklarımız daha güvenli, kurumlarımız daha saygın, yarınlarımız ise çok daha aydınlık olacaktır.
Kalalım Polenlemeyle…
Gökmen CAN-Eğitimci Sosyolog


Gökmen hocam muhteşem bir yazı olmuş her şeyi özetliyormüsadenle yazının bir bölümünü sayfamda yayılayacağım bütün insanlar bu yazınızı her gün okumalı gereğini yapmalıyız
Kıymetli Müdürüm…Benim en büyük kısmetim Sizin gibi bir öğretmenin, müdürün hem öğrencisi olmak hem de sizinle aynı mesaide sırt sırta vermektir. Nefesim olduğu sürece sizden gördüğüm insanlığı, vatanperverliği, fedakarlığı sergilemeye hem de zerrelerim adedince en dürüst biçimde hayatımı nihayetlendireceğime söz veriyorum. Ellerinizden öpüyorum. Selam ve dua ile…
çamurlama yapma çabasında olanların amaçlarından bazıları da “büyüme gibi bir derdi olmaz” büyüme olursa kontrol etme güçleri zayıflar, bunu asla istemezler. Onların kendilerine kayıtsız şartsız (aklını kullanmayanların) uyanlara üstünlük taslamaları hep ön plandadır. Tek doğru kendileridir. Kendi dışındakiler aynı dili konuşsa bile en azılı düşmanı gibi lanse ettirirler.
kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda yaşan insan kendini akıllı ve zeki saysın dursun. ölüm gerçeği ile herkes yüzleşecek ve bundan kaçamayacaktır. Allâhın adeletini unutan insanlara yazıklar olsun. Hakkı anlatıp Hakkı unutanlara yazıklar olsun
Doğru diyorsunuz sevgili kardeşim. Biz yine yakışanı yapıp “insan” kalmak için çabalayacağız. Çünkü Rabbine inanan kimseler, ilmiyle amel eden kimseler hakkaniyetten, adaletten ve hikmetten uzak kalmazlar. Ne diyelim, Allah selamet versin. Amin.