İlmi ve Tefekkür Eksenli Bir Yaklaşım Denemesi
Düşünün bir kere: Yerden gökyüzüne doğru çıktıkça ardınızda zerre gibi görülecek bir yeryüzü bırakırsınız. En yüce dağlar bile karınca misali kalır geride. Dağları görürüz lakin koca dağların altındaki madenleri göremeyiz. Ummanların çarşaf halini görür de yüzlerce metre derinliklerindeki nadirlikleri göremeyiz. Halbuki en zengin maden yatakları toprağın derinliklerinde, en mükemmel inci mercanlar da ummanların dip bucaklarındadır. İşte, amelleriyle en şerefli mahluk ya da esfel-i safilinin iki ucunda yer alacak olan insanoğlu, her daim en şerefli olmayı tercih edip o istikamette ilerlemeli. Öyle hassas ve öyle kılı kırk yarar şekilde davranmamız gerekli ki bize bakanlar bizlerin “defineci” hassasiyetinde olduğunu görmelidir. Ee, tabii bu, riya ve gösteriş, ucub için değil, yakışan olma asaletinde ve tevazu zenginliğinde olmalıdır.
İnsanoğlu, varlık aleminde bir izleyici değil; anlam arayan, hikmeti yakalamak isteyen ve hakikate yönelmeye meyyal bir özne olarak yer alır. Bu yönüyle insanın yaşamı, görünenleri değil; derinliklerde saklı olanları bulmaya yönelik bir “keşif yolculuğudur.” Müslüman şahsiyet, bu yolculuğu rastgele değil, bilinçli, ölçülü ve hikmeti merkeze alan bir hassasiyetle devam ettirir. Bu hassasiyet, Aziz Dostum ve Üstadımın dediği gibi mecazi anlamda bir “defineci titizliği” şeklinde olmalıdır.
Bildiğiniz üzre defineci, sıradan yerlere ve önüne gelen bir toprağa bakmaz. Defineci, toprağın altında saklı olduğunu ümit ettiği değerli şeyi/şeyleri hayal eder. Arama sürecindeki her taş, her iz ve her işaret onun için bir mana taşır. Müslüman da hayatı aynı şekilde yüzeysel biçimde okumaz/okumamalı. Müslüman ve aklıselim kimse, okumasını, görmesini, düşünmesini, ferasetini ve hikmetini sürekli diri tutarak varlığı anlamlandırmaya gayret eder. Bilir ki hakikat, çoğu vakit derinlikte gizlidir. Yüzeyde yani arzın üstünde olan şey/şeyler ise sadece bir iz, bir işarettir.
Kutsal kitabımızın işaret noktasında kâinat, “ayetler kitabıdır.” Bu kitabı okuyabilmek için sadece göz yetmez. Basiret olgusunun canlı, hazır ve nazır biçimde tetikte olması gerekir. Bununla birlikte sadece akıl da yeterli değildir. Akılla birlikte hikmetin de varlığı gereklidir. Başlı başına bilginin yeterliği de kâfi olmayıp; idrake ihtiyaç vardır. İşte dostlar, anlatmaya çalıştığımız defineci hassasiyeti burada kendini göstermeye başlar.
Müslüman şahsiyet, çevresinde gördüğü, duyduğu, hissettiği her varlığı bir işaret, bir mesaj ve bir hikmet taşıyıcısı ve uyaranı olarak görür. Bir ağacın yaprağından tutun da bir taşın sessizliğine, bir serçenin uçuşundan tutun da cansız gibi görünen varlıklarda bile İlahi bir düzenin izlerini arar. Unutulmamalıdır ki bulanlar arayanlardır. Bulmayı istemeyenin gözünün önündeki varlık/varlıklar cevher olsa bile görülmez.
Nasıl ki koca dağların altında sayısız maden yatmakta ve bu madenler çıkarıldığında insan hayatına büyük katkılar sağlamakta ise; aynı şekilde hayatın içinde de sayısız hikmet ve anlam katmanı gizlidir. Lakin bu zenginlik, alelade ve sıradan bir bakışla görülemez. Derinleşmek demek, sabretmek ve dikkatle araştırmak demektir. Defineci, acele etmez; yanlış yerin ve yanlış kazı yapma şekillerinin zararlı olacağını bilir. Basiretli, ferasetli ve hikmetli bakmayı bilen/öğrenen Müslüman da aynı şekilde acele hüküm vermez, yüzeysel ifadelerle yetinmez. O, sağlam ve isabetli bir yaşamı tercih eder.
Hikmetli Müslümanın zahir ettiği bu yaklaşım, aynı zamanda bir sorumluluk bilincinin de göstergesi ve zenginliğidir. Çünkü doğru okunmayan her varlık ve nizam anlamını yitirir. Yanlış yorumlandığında ise hakikatten ve kul olmaktan uzaklaştırır. Bu sebepledir ki Müslüman şahsiyet, sadece görmekle yetinmez. Gördüğünü anlamlandırır, anlamlandırdığını da hayatına/hayatlara taşır. Bilgi gerçeği, hikmetli ve basiretli, ferasetli ve dirayetli bir Müslüman için kuru bir birikim değil; yaşanan bir hakikattir.
Sakın yanlış anlaşılmasın! Defineci gibi yaşamak demek, dünyaya aşırı bağlanmak değildir. Aksine; hayatı bir “işaretler alemi” olarak görmektir. Böyle bir bakış, insanı hem tefekküre hem de şükre yönlendirir/götürür. Çünkü her keşif, yeni bir hayranlık ve yeni bir farkındalık doğurur. Bu farkındalık ise hikmete ram olmuş Müslüman’ı da Rabb’inin rahmetine daha da yaklaştırır.
Ciltler dolusu kitabın sadece bir başlığı olarak ele aldığımız bu konuda, Müslüman şahsiyetin hayatının; dikkat, derinlik, hikmet ve feraset ekseninde şekillenen keşif yolculuğuna dikkat çekmek istedik. Bu “abd/kul olma” yolculuğunda yüzeyde kalmak bir kayıp, derinleşmek ise müthiş bir kazançtır. Tıpkı definecinin toprağın altındaki hazineyi araması gibi, Müslüman şahsiyet de hayatın içinde saklı olan İlahi hikmetleri aramalıdır. Çünkü gerçek zenginlik, görünenin ötesinde saklıdır. O zenginliğe ulaşmak, ancak “defineci gibi yaşayabilenler” için mümkündür.
Kalalım sağlıcakla…
Gökmen CAN-Eğitimci Sosyolog


👍🤲