"Enter"a basıp içeriğe geçin

GÖRÜLEN HER TUZLUĞA HIYARIM DİYE KOŞULMAZ!

Atalarımıza hayranlık duymamak elde değil. Kırk yıl düşünüp de bulamayacağımız ya da aklımıza gelmeyen sözleri öyle ince ve öyle etkili bir yol izleyerek söylemişler ki adeta insan şaşırıp kalıyor. Karşımızdaki insana gayet güzel ve anlaşılır bir dil kullanarak ilgili bir konudaki hassasiyeti anlatmaya çalışsak bile bazen umursanmayabiliyoruz. Ama atalarımızın taktikleri şahane. Kısa ama özenle seçilen kelimelerle oluşturulan cümleler, söylenen kişiyi olduğu yerde durdurabiliyor. Örneğin:

               *Al şunu tut dedilerse yut demediler.

               *Yaza çıkardık danayı beğenmez oldu anayı.

               *Kimi emmim kimi dayım, hepsinden almışım payım.

               *Tükürme rüzgâra dönüp gelir yüzüne.

               *Tembel bir köşeden bir köşeye gitmiş, yine seyahat ettim demiş.

               *Tembele iş buyur ki sana akıl öğretsin.

               *Cenabetten keramet umulmaz.

               *Düzenin olduğu evde düzenbaz olmaz.

               *Isıracak it dişini göstermez.

               *Her şeye maydanoz olan tat kaçırır.

               Yüzlerce sıralayacağımız sözler var ama geçen gün bir öğretmen arkadaşımdan duyduğum şu atasözü beni hem güldürdü hem de gerçekten “atalarıma ne de inceden inceye dokundurmuş” dedirtti. Hani her şeye burnunu sokma, mikser gibi ortalığı karıştırma, anlayıp dinlemeden avazı çıktığı kadar bağırma, fitne fesat yaparak rahatlamayı sağlamak (!), ilgi ve alakası olunmamasına rağmen herhangi bir olaya dahil olma gibi anlamları ifaden cümlelerden daha manidar bulduğum söz şu: “Nerede bir tuzluk görse hıyarım diye koşuyor.” Hatta bu sözün başka bir versiyonu da şöyle: “Gördüğün her tuzluk önünde hıyar olmaya gerek yok.”

               Peki bu tür sözlerin sıkça muhatabı olan kişilerin yani “her tuzluğa ben hıyarım diye koşanların” özellikleri nelerdir diye bakacak olursak şunları görebiliriz:

               *Her şeyi bilirler/bildiklerini iddia ederler, bundan asla vazgeçmezler.

               *Menfaatleri birinci sıradadır. Öncelik her zaman kendisidir.

               *Bilmedikleri konuları bile körlemesine savunurlar.

               *Övünmekten/övülmekten haz alırlar ve bunu ihmal etmezler/ettirmezler.

               *Cahillikten söz edilince hiç üzerlerine alınmazlar.

               *Düşünmeyi az konuşmayı çok sergilerler/severler.

               *Karşısındaki herkese kibirle bakar ve onları cahillikle itham eder.

               *Yanlışlarında ısrarcıdırlar yani sabit fikirli olup değişime kapalıdırlar.

               *Her alanda kompetandır yani uzmandır. Ellerine su döken olamaz!

               *Yapamayacaklarını söylemeleri konusunda yalancı siyasetçilere taş çıkartırlar.

               *Dedikodudan öyle bir zevk alırlar ki karşısındakinin yakasını bırakmazlar.

               *Yalancı oldukları çok kolay şekilde anlaşılır çünkü tutarsızdırlar.

               *Önyargılarını her alanda sergilemekten kaçınmazlar.

               *Empati yoksunu bir yaşam felsefesine sahiptirler.

               *Herkesin hayatına karışma hakkına sahip olduklarını düşünürler.

               *Ahlaki kuralların hatibi olurken faili olmaktan uzaktırlar.

               Hepimizin yaşam alanları ve iştigal ettikleri şeyler farklı olsa bile “gördükleri her tuzluğa ben hıyarım diye koşan” kimselere rastlaması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü bu tip insanlar topraktan bitmiyor. Bu tip insanlar kendi toplumumuzdan çıkıyor. Hani tarlalarda, bağ ve bahçelerde ektiğimiz yerlerde ayrık otları çıkar da ektiğimiz şeylere zarar verir ya; bizim de o ayrık otlarından kurtulmamız için bazı şeyleri yapmamız elzem olur ya, işte bu tip insanların da en aza indirilmesi için de bazı şeyleri yapmalıyız. Bunlar:

               *Ahlaki alanda,

               *İlmi (manevi) alanda,

               *Sosyal ilişkiler alanında,

               *Müsbet ilimleri elde edip kullanımlar alanında,

               *Milli tarih alanında,

               *Estetik değerler ve duygular alanında,

               *Dilsel ve düşünsel gelişimlerin paralellikleri alanlarında,

               * İnsani değerleri kavrama ve kullanma alanlarında,

               *Adab-ı muaşeret alanlarında etkin ve yetkin eğitimleri vermeyi ihmal etmeden sürekli olarak canlı kalacak şekilde sürdürmeliyiz.  Çünkü söz konusu insan ise bir kişi nasıl bir milletin kurtuluşunda önemli olabiliyorsa, yıkımında da baş rol oynayabilir. Sakın unutmayalım lütfen.

               Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir