"Enter"a basıp içeriğe geçin

BİLİYORUZ, BİLİYORUZ DA!

Bilgi çağında olduğumuz doğrudur. En gereksizinden tutun da en mahrem bilgilere varıncaya kadar her alandaki bilgilere ulaşmamız aylar, haftalar, günler, saatler değil bazen dakikamızı bile almıyor artık. “Baş döndüren” tabiri bile bazen hafif kalıyor bu süratli etkileşime. Ama bu kadar kolaylığa rağmen insanların kahir ekserisi “insanlığa yakışmayan” tutum ve davranışları sergilemekten yana tercihlerini kullanmaktadırlar.

               Bilmek konusu aklıma her zaman Hazreti Ebu Bekir’in bir sözünü getirir. O ulvi insan bilmek ve bilmemenin ne olduğu konusunda ne demiş: “Bilmediklerimi ayaklarımın altına koysalar başım göğe değer.” Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, herkes biliyor, bilmeyen de biliyor, bildiğini zanneden de biliyor, bilmenin ne olduğunu bilmeyen de biliyor. “Bilgisiz bilmişlerin” olduğu bir toplumda da yıkıcı, bölücü, bozucu, yıpratıcı ve kültür yıkım terminatörlerinin kol gezmesi hiç de abes karşılanmamalıdır. Nitekim o günleri, şimdilerde en dip noktalara kadar yaşamaktayız. Bilmiyorum sözünü söyleme düşüncesi bizi insanlık yolculuğunda çok farklı kayıklara bindiriyor da bundan bihaber yaşıyoruz maalesef.

               Önüne gelen herkes, her konu hakkında ahkam keser hale gelmiş. Siyasetin “s” sinden anlamayan siyasetçi, eğitimin “e” sinden anlamayan eğitim profesörü, ekonominin “e” sinden anlamayan uluslararası ekonomist, iki kitap okuyup komploları papağan gibi tekrarlayan ve stratejinin “s” sinden anlamayan stratejist olmuş memleketim insanları. Tıp eğitimi almayıp da insanlara ağrı kesicileri, kas gevşeticileri, öksürük kesicileri, antibiyotikleri ve daha neleri neleri reçete eden amcalarımızı, teyzelerimizi söylemiyoruz bile. Ekmek alış sırsında dış politikayı eleştiren dayı ücretsiz otobüs yolculuğunda en bilgili eğitimci, askeri kanat yetkilisi, siyasi baş danışman olmanın ötesine geçerek adeta on parmağında on marifet misali konuşmaktan geri durmamaktadır. Aslında bu insanların söylediği ve sergilediği şeyler kendilerinde olsa ve gerçekten aklıselim olsalar devletler çok rahat eder. Ama kazın ayağı öyle değil. Kaldı ki birey olarak hayata tutunmak ve yakıştığı gibi yaşamaya gayret etmek bu kadar zor iken, koskoca toplumu idare edip o topluma mihmandar olacak bir yaşam çizgisinde olmayı sürdürebilmeyi siz düşünün.

               Sadece bilen amcalarımıza değil, başta kendi nefsime olmak üzere bildiğini zanneden herkese sesleniyorum:

               -Hak olarak bildirilen ilahi emirlerin hakkaniyetlerine ne derece uyduk/uyuyoruz?

               -Güzellikleri tarif ederken başta kendi kalbimizi ne kadar güzelleştirdik?

               -Sevmek derken neden hep gönül kapılarını kapkara dehlizlere mahkûm ettik?

               -Anlaşılmak istemenin sebeplerini sıralarken neden hayatımızdaki sıraları kaybettik ya da hiç aklımıza getirmedik?

               -Dürüstlük, vefakarlık, sabır deyip de göze-kulağa hitap ederken neden gönüllere giremedik?

               -Bilmemenin edepli izharı neden bizi bu kadar korkutuyor?

               -Bilmemek, neden bizler için öğrenmenin birinci adımı olmuyor?

               -Gönüllü köleler olarak hırsların neden kör ve sağır edici etkilerine boyun eğiyoruz?

               -Bildiğimizi iddia ettiğimiz şeylerin yanlışlığını görmek bizi niçin daha da inatçı etmektedir?

               -İlim öğrenmeyi ve bunu ifa etmenin faziletini kürsülerden anlatıp da bu anlattıklarımızı hayatlarımıza neden yansıtmıyoruz?

               Özellikle memleketim insanlarının başlarında kavak yelleri estiren (!) kibir, kuru inat, ukalalık, cehaletin emir eri olma ısrarı olduğu sürece de çoğu insanımız bildiklerini (!) iddia etmekten öteye gidemeyecektir. Gelişen olaylardan, başa gelen musibetlerden ve toplumu açıkça dağılmaya götüren salmaseyiplikten kendimizi korumaya çalışmamak içimizdeki bilenlerin (!) sayısını katlayarak artırır. Ne zaman ki değerlerimizi, bizi biz yapan unsurlarımızı, gelişmeyi ve ilerlemeyi hedefleriz işte o zaman karşımıza çıkacak tüm zorlukları aşar, önü sonunda güzellikleri yakalar ve güzel hasletlerin yerleşmesine vesile oluruz. Aksi halde biliriz ama bu bilmek, bildiğini zannetmekten öteye götüremez bizi. Allâh selamet versin.

               Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir