"Enter"a basıp içeriğe geçin

HANGİMİZ DAHA ÇOK JAKOBEN

Toplumsal olarak gerek bireysel düzeyde gerek grupsal alanda ve gerekse de dünya çapında devletler arasında uygulayıcılar tarafından bilinmese bile en çok gösterilen davranış biçimi “jakobenizim” olarak karşımızda durmaktadır. Eminim çoğunlukta bu kavramın ne olduğu ve neyi ifade ettiği de bilinmemektedir. Hatta mürekkep yalamış ve tahsil görmüş kimseler de bu grubun dahilindedir. Anlamını bilmeseler bile hangi görüş ve ideolojiden olurlarsa olsun gönüllü uygulayıcıları çok ama çok fazladır. Peki nedir bu “jakobenizm” ya da “jakoben davranış” ona bir bakalım dedik.

               Tarihi süreci 1792 yılında başlamış bir akımdır ve Fransa’da önemli ve etkin bir role sahip kimselerin oluşturmuş olduğu bir harekettir. Bir noktada siyasi bir kulüp kimliğindedir. Resmi olarak da kimliği tescilli ve bilinen etkili bir akım olup tüm dünyaya yayılmıştır. Jakobenizm kelime anlamı olarak “keskin devrimci” olsa bile, bir ideolojiyi temsil etmeyip, baskılanması istenen ideolojinin uygulanma yöntemidir. Nasıl bir yöntemdir peki? İdeolojisini topluma benimsetmek isteyen bir yöntemdir. Hangi görüşten ya da ideolojiden olursa olsun kendi düşünce ve ideolojisini dikte ettirmek isteyen herkes “Jakoben” olarak kabul edilebilir. Jakobenizm, bir bakıma ideolojisini genel kitle ideolojisinden daha yeğ gören ve dikte yolu ile bu ideolojiyi kabullendirmeyi amaçlayan politik akımdır da diyebiliriz. Her ne kadar bazı kişi/grup ya da ideolojik görüş mensupları bununla yaftalansa ve etiketlense bile gördüğümüz/ortaya koyulan davranış şekliyle sadece bir kesime ait olarak durmamaktadır. Aslında bir bakıma dünyadaki örnekleri ve vücut bulmaları beni ilgilendirmemektedir. Ben, kendi toplumuma ve insanıma bakmaktayım. Politik gündemi takip etmeye çalışan, okuyan ve yaş itibariyle de analiz yapabilen birisi olarak bu hususun can sıkan taraflarından toplum olarak çok şikâyet ettiğimizi söyleyebilirim. Hazin bir gerçektir ki kendi görüşünü dikte etmeye çalışan kimselerin, başka görüş ve kabullerine koyu taassup içerisinde nefes almalarına müsaade etmek istemeyen kimselere baktığımızda maalesef kendilerini bu gruptan saymamaktadırlar. Yani:

               -Benim düşüncem doğru!

               -Böyle yapmalısınız/yapmamalısınız!

               -Sesiniz çok çıkmakta!

               -Elbet bu devran böyle gitmeyecek!

               -Seninki de inanç mı?

               -Konuşmaya hakkınız yok!

               -Yetkileri alınca yapacaklarımızı biliyoruz!

               Türünden fütursuzca söylenen sözlerle birlikte değerlere, tarihi gerçeklere, manevi dinamiklere, kültürel zenginliklere her türden hakareti yapıp, insanları hor gören, kendi görüş ve inancında olmayan kimselere ezilecek bir böcek gibi bakıp da parmak sallayan kimselerin varlığı asıl jakobenliktir. Sadece bir ideolojiye sahip olan kimselerin davranışlarını kastetmiyorum. Çünkü olay bundan daha vahim. Düşünün bir kere; adamın tarihle, kültürle, siyasetle, okumayla (kitap/dergi/süreli ve süresiz yayınlar anlamında diyorum), toplumsal kabullerle, birlikte yaşama zenginliğinin altına dinamitleri koyarak ahlaksızca ithamları her platformdan seslendiren kimsenin hoşgörülü, vatansever, milliyetçi ve doğru inançta olduğu zorla kabul ettirilmek istenmektedir. Yakinen şahidim. Hatta bu cahilliğe maruz kaldığımızı da zaman zaman yaşadığımızı da çok rahat söyleyebiliriz. Anlayamadığım şey şu: Vatandaşlık bağıyla bağlı olduğumuz devletimizin birlik ve beraberliğini, kültürel ve manevi dokumuzu maddi dokularla zenginleştirmek dururken kaba softa ham yobaz söylem ve eylemlerin tarafı olmak niye? Gözleri kapayarak yürümek, koşmak ne kazandıracak? Eğer kabul etmek istemediğimiz şeyler varsa, bunu neden insani boyutta dillendirmiyoruz. Bundan yüz yıl önce verilen bağımsızlık mücadelesindeki ruhu yakalamak niye bu kadar zor olarak görülüyor? Neden illa ki ayrıştırmaya gidiliyor? Zorlama ve dayatmayla yaptırılmak istenen ve parmak sallayarak ayar vermek de nedir? Sanatçısı, siyasetçisi, eğitimcisi, kurum ve kuruluşları ve onların yetkilileri neden bu kadar “jakoben” davranıyorlar? Sanki her kesimden insanlar/insanımız adeta bir yarış içerisindeler. Hangimiz daha çok jakobeniz diye haykırmadıkları kalarak davranıp, kendilerine göre siyaset yapmaktadırlar. Ayrıca siyaset yapmak da bir görüşü savunmak ve onu yaşamak sadece bir zümreye aitmiş gibi olmamalıdır. Jakoben davranışlarla ortaya çıkanların yaptıkları da siyaset değildir bunu da anti parantez bildirelim.

               Memleketimizde belki de “siyaset yapmayı bilmediğimizden” dolayıdır ki bu kadar sıkıntı çekmekteyiz. Memleketimizde belki de “sadece ben doğruyum” görüşünü körü körüne savunduğumuzdan dolayı sıkıntı çekmekteyiz. Fanatik bir futbol taraftarı olmaktan sosyal yardımları yapmaya varıncaya kadar jakobenliği itina ile uyguladığımızdan dolayı belki de sıkıntıdayız. Çare aslında basit. Çare aslında gözler önünde. Reçete çok açık. Reçete insani davranmaktır. Aklı selim davranmaktır. Gelişmek ve gelişime yardım etmek arzusundadır çare. Çare zümrelerin çıkarı değil de toplumun çıkarıdır. Herkes haddini, hududunu ve konuştuğu kelimeleri bilerek yol alsa şu hayatta kimse başkasıyla “jakobenlikte boy ölçüşmesine” girmez ve “hangimiz daha çok jakobeniz” diye salına salına gezmezlerdi. Ne diyelim Allâh akıl, fikir, izan ve vicdan nasip etsin.

               Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir