"Enter"a basıp içeriğe geçin

BU MİLLETİN BİRLİK OLMA ZAMANI BİTMEYECEK!

Hepimizin aşina olduğu bir sözdür bu. Devlet ve milletçe ne zaman bir musibete, afete, yıkıma veya benzer şeylere maruz kalsak hep aynı söz dillerden dökülür, aynı cümle işitilir ve aynı kenetlenme çağrısı karşılık bulur yüreklerde. Evet o da “şimdi tam birlik olma zamanıdır” sözüdür.

               Biraz önce kadim dostum Fatih ile telefonda görüştük. Ailelerden, sağlık ve sıhhatten memleketimizin hal-i ahvalinden ve devletin yüce bir anlam ifade etmesinden bahsettik. Öyle cümleler döküldü dillerimizden. Fatih kardeşim “işte kardeş tam şu anda bir ve birlik olma zamanı” deyince dilimden birdenbire “ya bu bir olma vakti zamanı hiç bitmeyecek mi, bitmez mi?” deyince de Fatih kardeşim öyle bir ifade kullandı ki adeta olduğum yere yığılıverdim. Çok manidar bir cümleydi. Çok müthiş derinliği olan bir ifadeydi. Fatih dedi ki:

               – “Kardeşim birlik ve bir olma zamanı bitmez! Biterse eğer, diri olmayı kaybederiz. Sınırlarımız içinde olduğu kadar sınırlarımızın dışında da mazlumlara güç olmak, umut yüklülere umut olmak gibi bir tarihi misyonumuz var. Allâh bu devlete ve millete böyle bir nimet kısmet etmiş. Bak Malazgirt’ten, Osmanlı’nın kuruluşundan, adaleti ulaştırdığı kıtalarda tahsis etmesinden, İstanbul’un Fethi’nden, Kurtuluş Savaşı’ndan, Çanakkale Zaferi’nden, ardı arkası bitmek bilmeyen her türden doğal afetlerden, siyasi ve ekonomik saldırılardan, içteki ve dıştaki mihrakların üzerimizdeki oyunlarına karşı dimdik durmaya varıncaya kadar hep bir aksiyon içindeyiz. Biz dimdik durmalıyız. Biz sadece ülkemiz sınırları içindeki insanların değil, dünya coğrafyasının her bölgesinde umut bağlamış, dualar eden, en küçüğünden en büyüğüne varıncaya kadar yardımlarını esirgemeyen tüm Müslüman ve mazlumların umutlarıyız. İşte bu umuttur ki bizim her daim “işte tam da birlik olma zamanı” düşüncesini diri tutmaktadır.”

               Ne diyeyim, dostum Fatih anlattı anlatılacakları. Hiçbir beşerî menfaat bizi birlik olmaktan alıkoyamamalı. Hiçbir makam bizi yurtsuz, vatansız, değersiz ve kişiliksiz bir yaşama sevdalandırmamalı. Hiçbir çıkar yol bireyselliğe ve bencilliğe çıkmamalı. Tıpkı şu anda deprem bölgelerimizdeki yapılan yardımlara katılan her renkten insanımızda olduğu gibi. Hadimliğini ve liderliğini en güzel biçimde yürüten ve ilk andan itibaren bölgede konuşlanan devlet, 278.saatte bile insanımıza canlı kavuşabilme umuduyla çalışmalarına devam etmekteyiz. Devlet ve hükümet gibi kavramlar birbirlerinden farklı olmuş olsalar bile şu anda her bir ferdimiz farklı siyasi ideolojiye sahip olsa bile devletin birer damarı olduğu için siyaset üstü olarak bu şerefli koşuşturmacaya devam etmektedirler. Deprem bölgesinde aktif olarak çalışan ünlüsünden ünsüzüne, askerinden polisine, derneklerden vakıflara, Türk’ünden Özbeklisine, esnafından meslek erbabına kadar her bir birey/stk/kurum ve kuruluş mensuplarının her birisi “Biz Devlet Olarak Buradayız” diyerek, “İnsanı yaşat ki devlet taşasın, devleti yaşat ki insan yaşasın” düşüncesinin ülkece yaşanmasına vesile olmaya devam etmektedirler. Aynı gökyüzünün, aynı güneşin, aynı yıldızların, aynı bayrağın ve yüzlerce yıllık köklere sahip bir mirasın varisleriysek o zaman bizim çok ama çok hassas davranmamız gerekir.

               Şimdiden sonra hassasiyetlerimizi daha diri tutmalıyız. Asrın felaketinin 13.günündeyiz. Her birimiz bulunduğumuz yerde neyi, nasıl, ne zaman, niye söyleyeceğimize dikkat etmeliyiz. Ukalalık ve bilmişlik, yalancılık ve provokatörlük, ayrıştırıcılık ve ötekileştiricilik, nefret ettirici ve düşman kestirici, kör horoz dövüşü ve at gözlüğü takarak yaşama mantığı ve davranışlarından sakınmalıyız. Bunları sergileyenlere karşı da en naif bir üslupla “neden böyle davranmamalılar” diye de anlatım içinde olmalıyız. Klasik bir söylemdir ama bunu söylemin ötesinde çağlar üstü bir davranış modeline dönüştüren atalarımızın “Allâh-u Ekber”, “Leeileheillallâh”, “Elhamdulillâh” gibi zikir ve nidalarının yüceliğine inanmalıyız. İnanarak yaşamalıyız. Yaşarken de yakışan değerlerle varlığımızı sürdürmeliyiz. Bu ve benzeri şeyleri yaptıkça da “birlik ve dirliğimizi” tahsis etmede hiçbir kötü senaryoya yenik düşmeyiz.

               Unutmayalım ki “muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.”

               Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir