"Enter"a basıp içeriğe geçin

ASLINDA…

Merhaba Kıymetli Dostlar,

               Aslında aklımdaki ve sizinle paylaşmak istediğim yazımın konusu farklı bir konuydu. Lakin üç kelimeden oluşan bir cümleyi okuyunca değiştirmeye karar verdim. Aslında söylenecek, paylaşılacak ve içimizi dökecek duygu yüklü çok cümle var ama suskunlukla heba etmeme yolunu seçmemiz de ayrı bir konu olarak karşımızda durmakta.

               İnsanların bazılarının çiğliklerine mi şaşırıyorsunuz?

               Nefsini bayrak gibi eline almış sallaya sallana gezen çığırtkanlardan mı bıktınız?

               Gün gibi aşikâr gerçeklere göz kapatıp başlarını kuma gömenleri mi görüyorsunuz?

               Suizanın bini bir yerde yaşayanların çatallı ve zehirli dillerini mi duyuyorsunuz?

               Böbürlenenlerin balon misali havası sönünce buruşuk hali mi sizi tuhaf geliyor?

               İlim, bilim ve irfan tahsil ettiğini yaygara misali ayyuka çıkartanlara mı rastlıyorsunuz?

               Dava diye tutturup da davasına ihanette yarışanlar mı canınızı acıtıyor?

               İlkel ve ıslah edilmemiş nefisleriyle hakkaniyete balta vuranlar mı takılıyor gözünüze?

               Göz göre göre rezilliklerini ifşa etmenin mutluluklarını yaşayanlar mı rahatsız ediyor sizi?

               Güneş yüzü görmeyen düşüncelerin şifa bulması zor kara kalpli mahkumları mı düşündürüyor sizi?

               Alavere dalavere işlerle basamaklarda el pençe divan duranlar mı şaşırtıyor?

               “Ben” diye ölüp biten karakter yoksunu beceriksizler mi dumura uğratıyor?

               Kendini haklı çıkarmak için iftira ve çamur atmanın ustaları mı doldurdu hayatımızı?

               Fitnenin yangınında insanların gözlerini kara kuşaklarla bağlayan zehir dilliler mi kapladı dört bir yanı?

               Evet sevgili dostlar, bunlar gibi sıfatlara sahip olan kimseye/kimselere rastlamamız gayet doğaldır. Çünkü apayrı bir zamandayız ve apayrı bir yaşam şartlarıyla muhatabız. Karşımızdaki tüm insanlar -dahi kendimiz- ayrı kişilikleriz. Herkesten aynı basmakalıp bir yaklaşım, söylem, eylem ve düşünce içerisinde olması beklenemez. Hakkı hak bilip hakka intisap ettiğini ve batılı da batıl bilip ondan uzaklaştığını söyleyenlerin bazılarının seviyesiz çukurlarda, bazılarının atıkların zirvesinde görmemiz şaşırtmamalı. Çünkü dünya imtihan yurdudur. Herkesin imtihanı da farklı şeylerledir. Kimi maldan kimi evlattan kimi eşten kimi arkadaştan kimi işten kimi aştan kimi doyma bilmeyen gözden ve nefisten kimi katı kalbinden kimi mevki makamından ve kimi de bilmem neyiyle imtihan sahası içinde yerini alıp sona doğru yol alan bir yolcu misali gitmektedir.

               Tüm olumsuzluklara ve sabrı taşıracak şeylerle karşılaştığımızda yapacak şeyimiz sabretmeye devam etmek ve okuduğum üç kelimelik cümleyi hatırlamaktır: “Bana Allâh yeter.” Yani dostlarım İbrahim Aleyhisselam’ın bizlere miras bıraktığı en değerli başucu nasihatlerden birinin kısa ifadesidir.

               Bu ifade “Tevekkülün en kısa ve kesin ifadesidir.” İbrahim Aleyhisselamın en kritik anlarda söylemiş olduğunu büyük sahabe Abdullah İbni Abbas’tan öğrenmekteyiz. Hadiste söz konusu olan olayların ilki İbrahim peygamberin, kâfir kral Nemrut tarafından mancınıkla ateşe atılmasıdır. İkincisi ise İslâm tarihinde “Bedr-i Suğra” diye bilinen Küçük Bedir Savaşı hadisedir. Her iki olaya da Kur’ân-ı Kerîm’de işaret buyurulmaktadır. İbrahim Aleyhisselam’ın ateşe atılma olayı Kur’ân-ı Kerîm’de geniş bir şekilde anlatılmaktadır. (El Enbiyâ, 21/51-70)

Hak ile batılın mücadelesinde Allâh’a tam bir güven içinde bulunan İbrahim Aleyhisselam en son anda, mancınıkla ateşe fırlatılırken de aynı itminan ve güven ile “Vekil olarak Yüce Allâh bana yeter.” teslimiyeti içinde sadece ve sadece Allâh’tan yardım beklediğini dile getiriyordu. Neticede ise, gerçek tevekkülün akıllara durgunluk veren zirve noktasındaki vuku bulması idi: Kızgın ateşin serinlik veren bir selamet ortamına dönüşmesi. Çünkü Allâh her şeye kadirdir. Asıl mesele “abd” yani “kul” olarak O’na güvenmektedir. Hatta Ebu Hureyra’dan rivayet edilen hadisi şerifte, Rasûlullâh: “Büyük bir işe, musibete uğradığınızda ‘Hasbunallâh ve ni’mel-vekîl.’ deyiniz”buyurmuştur.

Aslında bütün mesele bu!

Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

4 Yorum

  1. Mehmet ersoy
    Mehmet ersoy 24 Ocak 2023

    Agzina dilime yüreğine sağlık gokmen hocam

  2. Coşkun Şahin
    Coşkun Şahin 25 Ocak 2023

    Hasbunallâh ve ni’mel-vekîl.’ Emeğinize kaleminize sağlık kıymetli hocam

  3. Coşkun Şahin
    Coşkun Şahin 25 Ocak 2023

    Hasbunallâh ve ni’mel-vekîl.’
    Emeğinize kaleminize sağlık kıymetli hocam
    Dünya ahiretin tarlasıdır.Ne ekersek onu biçeriz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir