"Enter"a basıp içeriğe geçin

HAYIRLARA ÖYLE DAL Kİ GÜNAH İŞLEMEYE ZAMANIN KALMASIN

Ad kavmi, Semud kavmi, Lut kavmi ve daha nice kavimlerin helakını duymuş, okumuş ve dinlemişizdir. Sebeplerini ve sonuçlarını incelediğimizde iç titreten, ürperten ve dehşete düşüren şeylere varmamız aslında kendimize gelmemiz için yeterli bir içselleştirme olabilir. Bu konu da nereden çıktı derseniz anlatayım:

            İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Yardımlaşma Vakfı var. Yeni ama bir o kadar da güzide olan vakfın başkanı değerli dostum, kıymetli kardeşim İlahiyatçı Eğitimci Coşkun ŞAHİN ile uzun sayılabilecek bir zaman sonrasında az önce görüştük. Teknolojinin nimetinden faydalanarak gül yüzleri de görüyoruz şükürler olsun. Coşkun Şahin kardeşim gerek karakter ve gerekse de yöresel sağlamlıkla hayatını idame ettiren biridir. Çokça mesai harcadık kendisiyle. Gerek seminerlerde gerek etkinliklerde ve münasebetlerde çok yol kat ettik kendisiyle. Hava, kara ve deniz yolculukları yaptık. Sözü ve yaklaşımına itibar ettiğim birisidir.

            Coşkun kardeşimle hasbihallerimiz hep eğitim üzerinedir. İlmi ve fenni mülahazalar insana başka bir haz veriyor. Zamanını boşa harcamadığını anlıyorsun. Sonrasında “ya zaman nasıl geçmiş” sözünü de “keşke daha çok muhabbet edip kardeşimden istifade etseydim” duygusuyla söylersiniz. Bu seferde öyle oldu. Amaç ve hedef “Allah rızası” olunca hiç anlayamayacağınız bir huzura, bir mutluluğa, bir berekete ve iştiyakla birlikte muhabbete gark oluyorsunuz. Bu sefer konumuz karşı karşıya kaldığımız en önemli tehlikelerden biri olan “ateizm” belası oldu. Geçen günlerde Akasya Yayınlarından çıkan ve neşriyatında bizlerinde emek verme şerefine nail olduğumuz Dr. Hıdır KARTAL Beyin “Ateistlere Cevaplar” adlı kitap hakkında biraz muhabbet ettik. Özellikle eğitim öğretim kademelerindeki çocuklarımız üzerinden yıpratılmaya çalışılan devletimizin karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlarından biridir. Dört bir koldan yayılan küfür, haramın otobanları, şehevi ve fahiş yaşamlar ve özentiler, bilinç altına iletilmek için hazırlanan binlerce, milyonlarca materyaller hep şeytanın tuzaklarıdır. Bu tuzakları boşa çıkarmak için çok çalışmak gerekir. Sorumlu ve mükellef olan Müslüman kimselerin timsal olması gerekir.

            Başkanımın konuşmasındaki bir cümlesi beni çok etkiledi. Dedi ki:

            – “Kıymetli ağabeyim, değerli hocam öğrencilerle münasebetlerde çok hassas olmalıyız. Kendi adıma buna azami dikkat ederim. Hitap etmekten soru sormaya, ders anlatma şeklinden sohbetler yapıp etkinlikler yapmaya ve etkinliklerdeki davranışlarımıza kadar hep dikkat ederim. Bu husus belirli bir misyonu yüklenmiş bizlerin yumuşak karnı olmaması gerekir. Çünkü eksik olduğumuz yerden yaklaştığımız insanlara verecek bir şeyimiz olamaz. Çok çalışmalıyız. Nefes aldıkça, kalp çalıştıkça çok çalışmalıyız. Hayatın gayesini idrak etmekte gaflete düşmemeliyiz. Pes etmek lügatimizde olmamalı. Hiç kimse bizi hak olan yoldaki ilerleyişimize engel olamamalı. Öyle çok çalışmalıyız ki hep bahar kalmalıyız. Öyle çok çalışmalıyız ki gülün gül olmasına vesile olan toprak gibi olmalıyız. Durmadan, usanmadan, bıkmadan, hız kesmeden ve bir milim bile rotamızdan şaşmadan ilerlememiz gerekmekte. Çünkü maneviyata düşman, dine düşman, peygambere düşman, memlekete ve Müslümanlara düşman olanlar bir an bile boş durmuyor. Her türden zehirlerini topluma zerk etmekten bir an olsun bile geri durmuyorlar. Ya hocam inanın öyle insanlara denk geliyoruz ki eğer gün otuz altı saat olsa hepsini kendi batıl davalarında harcarlar ve bir bu kadar daha olsa yine veririm demekten de geri durmazlar. İşte değerli hocam bende tam bu noktada öğrenci arkadaşlara geçen gün bir etkinlikte: “Gençler! Hayırlara öyle dalalım ki günah işlemeye zamanımız kalmasın.” Deyince derin bir sessizlik çöktü birden ve bir süre gözleri hep yerde gördüm. Sonra Fatih isminde bir genç; “bu nasıl olacak hocam, biz masum değiliz ki” deyince şunları söyledi: “Kıymetli kardeşim tabii ki de masum değiliz. Hayatımızı o kadar güzel bir şekilde yaşamalıyız ki bile bile günaha yönelmek aklımıza gelmesin. Bize bahşedilen her bir nefesin hesabını verebilecek şekilde yaşamayı kendimize amaç edinmeliyiz. Kendimizi koruduğumuz gibi başta aile fertlerini ve ulaşabildiğimiz, dokunabildiğimiz herkese rahmet sağanaklarının ulaşmasına vesile olmalıyız. Kendi nefsimiz başta olmak üzere iyiliği emretmeli, kötülükten de sakındırmalıyız. Bunu da ancak zaruri olan din ilmini tahsil ederek sağlayabiliriz. Yalancı internet sitelerinden, bataklık olan mekanlardan, istismarcı güruhlardan, süslü püslü aldatmacalardan ve nefsinin elinde tasmalı olan sahte okumuşlarla değil, akli ve nakli delillere önem veren, kendi içinde tutarlı ve geçerli argümanları aktaran, övüldüğünde ve yerildiğinde hal değişikliğine gitmeyen, “bence, bana göre, zannımca” türünden kelimeleri sözlüğünden çıkarmış gönül ve muhabbet ehli kimselerden öğrenmeliyiz. Bu nedenledir ki muhabbet ehli olamazsak bile muhabbet fedaileri olmamız gerekir. Gözümüz açık, ayağımız ve elimiz tutar, dilimiz döner, aklımız başımızda ve ruhumuz bedenimizde oldukça öyle çok çalışmalıyız ki, hayırlara öyle dalmalıyız ki günah işlemeye zaman bulamayalım.”

            Kıymetli başkanım beni mest etti ve hemen konuşmamız sonrasında içimdeki huzuru sizlerle paylaşmak istedim.

            Başkanım ne güzel demiş değil mi? Hayırlara öyle dal ki günah işlemeye zamanın kalmasın.

            Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Tek Yorum

  1. Seyfullah Sarıaslan
    Seyfullah Sarıaslan 7 Kasım 2022

    Aynen katılıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir