"Enter"a basıp içeriğe geçin

YAPMAKLA NE KAYBEDERİZ Kİ?

“Neyi kazanıp neleri kaybettiğimizi düşünmek meselesi” aslında bir özeleştiridir. Akıl baliğ olmuş ve mükellef olma salahiyetine erişmiş olan her insanın yapması gereken şeylerin başında gelen bir realitedir. Çünkü sınırlı-sorumlu olarak dünyaya gelen bizler, hazır bulduğumuz toplumsal değerlere katma değer kazandırmak için sadece hazır bulduklarımızla yaşamamız yeterli değildir. Toplumsal bir varlık olmamızın gereği olarak hep iyiye, hep güzele, hep olumlu olandan yana tercihlerde bulunmalıyız.

            Aslında “yapmakla ne kaybederiz ki?” sorusunu çok basit ve güncel koşturmacaların veya günlük rutin akış gereği olarak yaptıklarımıza ek olarak yapacaklarımız için sorup hayatımızı bunlarla şekillendirdiğimizde göreceğiz ki çok daha güzel bir yaşama kavuşmuşuz. Çok basit ama göz ardı edilen, önem verilmeyen ya da gereksiz detaylar olarak nitelendirilen şeyleri yapmakla hayatımızı çok ama çok daha mutlu sürdürebiliriz. Nereden mi biliyorum? Denemesi bedava. Sıralayacaklarımızı yapmakla ne kaybederiz ki? Hiçbir şey kaybetmeyiz. Dediğim gibi çok ama çok daha mutlu oluruz.

            Öncelikle dinlemesini iyi gerçekleştirmeliyiz. Karşımızdaki insan küçük ya da büyük fark etmez, muhakkak neler söylediğini/söylediklerini anlamamız için onları dinlememiz gerekir. Bu hasleti hayatımızın her alanına yaydığımız zaman peşinden de anlaşılmama, anlamama, anlatamama gibi bizi üzen ve karşımızdaki ile iletişimi engelleyen unsurların ortadan kalkmasını sağlayacağızdır. Kimseyi küçük görmeden, kibirden ve ukalalıktan uzak bir içtenlikle dinlememiz gerekir. Nihayetinde de göreceğiz ki sorun diye algıladığınız bu nokta hayatımızdan silinecektir.

            İletişimin temel kurallarından biri de selamlaşmak olgusudur. Evimize, iş yerine, alışveriş yerlerine ya da karşılaştığımız herhangi biriyle iletişime başlarken selamlaşmayı ihmal etmemeliyiz. Bazı şeylerin ihmali ya da yanlış anlaşılmaya mahal vererek başlamak sorunları da son hızla beraberinde getirir.

            Oturuşumuza dikkat etmeliyiz. Gerek vücut sağlığımız açısından gerekse de edep ve kültürel olgunluk açısından gayet özenli davranmalıyız. Yıllar önce bir yerde bulunuyordum. Müdür sıfatındaki kişinin odasına girmek mecburiyetinde kaldım. İçeriye girdikten sonra adamın birkaç saniye içinde iki bacağını, kirli ayakkabılarıyla masanın üzerine uzatması, sümenin üzerine koyması beni çok üzmüştü. Tamam, anladık, müdürsün, yalnız statüsel üstünlüğü böyle edepsizce belirtmene ne gerek var ki? Bir de bu adam; sürekli emanet edilen malı korumak, kuruma sahip çıkmak safsatasıyla insanların beynini kemiriyordu. Siz söyleyin şimdi, sizin karşınızda her kim olursa olsun böyle bir davranış gerçekleştirirse ne dersiniz? En hafif ifade ile kusura bakmayın; “çüş” dersiniz. Aman ha dikkat edelim. Muhatabımız üç yaşındaki çocuk bile olsa davranışlarımıza dikkat etmemiz çok önemlidir.

            Bulunduğumuz her yerde düzenli ve tertipli olmalıyız. Evimizde, iş yerimizde, aracımızda, konakladığımız yerlerde ve misafirliklerde bundan ödün vermemeliyiz. Masamızı, oturduğumuz yeri, giysilerimizi, kişisel bakım araçlarımızı ve kullandığımız şeyler ve kullanım alanlarını muhakkak surette temiz ve düzenli kullanmalıyız. Çünkü zamansız ya da aniden gerçekleşecek olan ziyaretlerde mahcup olmamamızı sağlayıp, olumlu iletişime çok büyük kazanımlar ekletecektir.

            Sağlığımıza her daim dikkat etmeliyiz. Hastalanmamaya özen göstermeliyiz. Diş sağlığımızdan ruh sağlığımıza varıncaya kadar her alanda temizlik birinci önceliklerimizden olmalıdır.

            Kimseyi ötekileştirmemeli ve dışlamamalıyız. Dışlanmışlık hissini kimseye yaşatmamalıyız. Çünkü yaşatacağımız her kötü durum, karşımızdaki insanın hayatına olumsuz bir çizik atacaktır. Çizikler çoğalınca da o kişileri başta özgüven eksikliğinden tutun da her türlü nahoş neticelere sürükleyebilir. Bilinçsizce ya da ilkel benliğin esiri olarak yapılan her kötü davranış ve uçurumdan itme, koruyor gibi görünerek kuyu kazma yaklaşımları, yaklaşımda bulunduğumuz kimseyi etkileyeceği kadar bizleri de etkileyecektir. Bu nedenle bize nasıl davranılmasını istiyorsak karşımızdaki insana da öyle davranmalıyız.

            Kötü sözler yaymak ve fitnecilikten tıpkı ateşten kaçar gibi kaçmamız gerekir. Problem varsa çözüm yollarına gitmeliyiz. Bunu bırakıp da yolları kapatan ve canlara mal olan çığ düşmesi veya heyelan oluşmasının müsebbibi olmamalıyız. İnsanlarla iyi geçinmek dururken, eylem ve söylem ayrılıklarına mahal vermemeliyiz. Ya olduğumuz gibi görünmeliyiz ya da göründüğümüz gibi olmalıyız. Hoş, her iki durumu da karşımızdaki insanlar fark eder, bunu da unutmamalıyız.

            Kendimize zaman ayırmalıyız. Doğayla sık sık baş başa kalmalıyız. Bazen dağ bayır gezmeliyiz. Eşimizle, çocuklarımızla ve dostlarımızla önceden yapmadığımız ve hayatımıza anlam katacak birlikteliklere imza atmalıyız. Bu şekilde geçireceğimiz haftada bir saat bile yaşam enerjimizi diri tutacaktır. Emin olun buna yaptığımız bu etkinlikler sonucu çok farklılıklar hissedeceğizdir.

            Hata yapmaktan kaçınmamalıyız. Hata yapmayacağım diye de kendi kendimizi panik ettirmemeliyiz. Bilerek yapmadığımız her yanlış sonrası hayatımıza ayrı bir değer katacağızdır. Bir şey daha öğrenmiş olacağızdır. Yalnız önemli bir hususu da belirtmeden geçemeyeceğim. Bilerek ya da bilmeyerek yaptığımız yanlış sonrası karşımızdaki insanlardan özür dilemesini de bilmeliyiz. Az önce dediğimiz gibi yaşı bizden çok küçük bile olsa, hatta çocuğumuz bile olsa yaptığımız hata sonrası özür dilemek bizim değerimizi düşürmeyip aksine kıymetimizi artıracaktır. İnanın dostlarım çok basit ama çok etkili olan bu hususlara dikkat ederek yaşarsak hiçbir şey kaybetmeyiz. Denemesi bedava.

            Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog Yazar

2 Yorum

  1. Ömer Demir
    Ömer Demir 25 Ekim 2022

    Kim olursak olalım ya inandığımız gibi yaşayalım ya da yaşadığımız gibi görünelim ama iki yüzlü olmayalım. İnsanları aldatmyalım en doğrusu yaptığımız işte verilen bir emanete samimi olalım, çıkr peşinde olmayalım. Eğer çıkar peşinde olacaksak da Allah’ın rızasını kazanma yolunda çıkarcı olalım.

    • Gökmen Can
      Gökmen Can 26 Ekim 2022

      Hacım asıl mesele doğru olup doğru kalabilmektedir. Allah doğruluktan mahrum etmesin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir