"Enter"a basıp içeriğe geçin

İNSAN NEDEN SUSMAYI SEÇER

            Susmak aslında birçok tercümeye sahiptir. Dinî, içtimaî ve psikolojik yönlerden yeri geldiğinde çok önemli bir eylem olarak nitelendirilmiştir. Kimi zaman kabullenişin kimi zaman başkaldırının ve kimi zaman da orta yolun tercihidir. Ama ne olursa olsun insan konuşmak gibi susmasını da bilecek. Çünkü kelimelerin anlatmadığını belki de sessiz haykırışlar anlatabilir.

İnsan neden susmayı seçer konusunu biz farklı boyutta ele alacağız. Yalnız dinî değerlerimizde susmanın önemine ayrı bir yer açıp öncelikle onunla ilgili birkaç kelam etmekte yarar görüyorum. Gerek âyetlerde gerek hadisi şeriflerde ve gerekse de cumhurun, hâk ilim ehli kimselerin menkıbelerinde telkin konusu olan bir husustur.

“Konuşmasını öğrendiğiniz gibi, susmayı da öğrenin. Çünkü susmak, büyük bir akıllılıktır. Konuşmaktan çok dinlemeye çalış. Seni ilgilendirmeyen hususlarda konuşma.”(İbni Asâkir)

“Dilini aleyhine (çıkacak sözlerden) muhafaza et, evin ile meşgul ol, hatalarına ağla!” (Tirmizi)

İslâm inancına göre haram olan şeyleri konuşmak; yani küfür, isyan, gıybet, yalan, iftira, nifâk, riyâ, hakaret, alay etmek, verdiği sözde durmamak, sırrı söylemek, yalancı şahitlik yapmak, kovculuk yapmak, sürekli kırıcı olma türü davranışlarda bulunmak kesinlikle yasaktır. Yapılması dahilinde insanı azaba götürür.

Bu saydıklarımızın dışında boş konuşmak, sürekli ve yalanların dolu olduğu şakalar yapmak, çok ama içi boş cümleleri dillendirmek ise gereksizdir. İnsanı zikirden alıkoyup zaman israfına neden olur. Bunlardan sükût ise insanı takva kalıbına sokar ve hataya düşmesini engeller.

“Sadakaların en değerlisi boş ve haram olan sözlerden lisanını korumaktır.” (Camius-Sağir)

Dediğimiz gibi bizim susmak konusunda neden tercih edilir sorumuza şöyle yanıtlar verebiliriz.  Her ne kadar farklı sosyal çevrelerin ve ekonomik koşulların içerisinde yaşasak bile insan olmamız hasebiyle temel psikolojik noktalarımızın aynılığı ya da benzerliği ister istemez ortak kalıpların ya da değerlendirmelerin oluşmasına neden olabiliyor. Peki, neden susar insan?

Lüzumlu kelimelerle lüzumlu cümleler kurulmuş ve bundan sonraki her ifadenin yararına inanmamışsak susarız. Çünkü gerekli olan şeylerin söylenmesi bitmiştir. Beyhude çabalamanın daha fazla yormasına dayanamayacak inancında olan yüreğimiz ve aklımız suskunluğa demir atar ve orada kalmayı tercih eder.

Anlayamadığımız ya da anlaşılmadığımız durumlardan sonra belki bir gün, daha anlaşılabilir olunur diye beklemeyi ve susmayı tercih ederiz. Israrla anlatmak yorar insanı. Anlattıkça da anlaşılmamak daha da bir yorucu olur. Nihayetinde sessizlik huzuruna sığınmak isteriz. Sarf ettiğimiz eforun bedendeki ve zihindeki acısını hafifletmek isteriz. Hele karşımızdaki insan bencilliği ve kuru inadıyla anlamamakta ısrarcı olursa suskunluğun niteliği de süresi de apayrı bir boyut kazanır.

İyilik ve güzellikler için susarız. Kırmamak ve üzmemek için susarız. Yaşam alanımızı ve ilişkileri gül bahçesi sınırlarında tutmaya çalışmak ya da manzaranın güzelliğini bozmamak için susarız. Biz elimizden geldiği kadar susarız ve güzellikleri yaşatmaya gayret ederiz. Sürdürebilir olması da artık bizi susturan insanların insanlığına, anlayışına, izanına ve vicdanına kalmış olur.

Sığ düşüncelerde olmadığımız için, söylediğimiz şeylerin doğruluğuna inandığımız için susarız. Anlaşılmamanın verdiği olumsuz ve yıpratıcı psikolojik durumların dinmesi için susarız. Yaşadığımız olaylar ve kazandığımız tecrübelerin oranınca suskunluğumuz fazlalaşır. Susmanın vereceği ruh dinginliğiyle rahat nefes almak için, kalp atışlarımızın normale dönmesi için susarız.

Bazen konuşulan konudan kaçmak için, sıyrılmak için, konunun rahatsız eden atmosferinden kurtulmak için susarız. Anlatmışızdır, izah etmişizdir, nedenleriyle birlikte ifadeye gayret etmişizdir ve sonunda da anlaşılmamanın verdiği yorgunlukla susarız ve susmaya devam ederiz.

Bazen de içimizden konuşmak gelmediği için susarız. Sebepsiz, neden ve niçinsiz gibi görülse bile bilinçaltının görünmez etkisiyle susmayı seçeriz. Konuşmak gelmez içimizden. Ne bir tepki vermeye ne de bir şeyi ifade etmeye mecal bulamayız. Sadece susarız ve suskunluğumuzla seyrederiz. Kimse içimizdeki fırtınaları görmez. Kendi sessiz şahitliğimiz eşliğinde suskunluğumuzu en özgür haliyle yaşarız.

Susarak karşımızdaki kimseleri ezebilir, yenebilir, çıldırtabilir, zıvanadan çıkartabilir ve en önemlisi de haklılığımızı haykırabiliriz. Duymasalar, anlamasalar, kabul etmeseler, imkân vermeseler, iyi niyet göstermeseler ve yapıcı olmasalar bile suskunluğumuzla tüm bunları yapanlara bir karşı koyuş içine gireriz ve bu içine girdiğimiz şey bizi güzelleştirir. Çünkü beyhude çabaların olumsuz neticelerinde kötü hadiselerin merkezi olmaktansa suskunlukla ortaya çıkan vakarlı duruşun rol modeli olmak daha da huzur verici bir durumdur. Parayla satın alınamayacak huzuru, mutluluğu suskunluğumuzla elde edebiliriz. Hem biz kazanırız hem de karşımızdaki kimseleri kazandırırız.

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir