"Enter"a basıp içeriğe geçin

İÇİMİZDEKİ PSİKOLOĞU BULALIM

            Kimin derdi yok ki? Kim sorunlarla boğuşmuyor ki? Herkes başkasını dinleyene kadar ya da başkasının derdini işitene kadar en büyük dert sadece kendisinin diye bilir. Halbuki işin aslı veya gerçekler böyle değildir. Yanarız, serzenişte bulunuruz, şikayetleri ayyuka çıkartırız, önümüze geleni derdimizle boğarız istemeyerek de olsa. Sonra da ne oluyorsa oluyor ve içimize döndüğümüzde bir de bakıyoruz ki “bize bizden başka yar, bize bizden başka psikolog” olmayabiliyormuş. Yanlış anlaşılmasın sakın! Psikologlar veya terapistlere gönderme gayretinde ya da ithamında değilim. Çünkü yılların emeğini veriyorlar ve onların da işi hiç kolay olmuyor ama dünyanın en iyi psikoloğu da olsan bazen kendine ya da çevrene faydan olamadığı gibi, dünyanın en iyi pedagogu bile olsan evinin içine yetemiyor hatta ev ahalisinin tutumlarına bağlı olarak kabul göremeyebiliyorsunuz. Hatta öyle anlar oluyor ki mürekkep yalamamış, sadece hayat okulunda görmüş geçirmiş ve insanlık derslerinin kredilerini tamamlayarak AA alarak mezuniyet yoluna devam eden kimselerden çok şeyler öğrenebiliyorsunuz.

            Bu konu da nereden çıktı derseniz anlatayım: Kardeşim Deniz CAN ile bir gün yine sohbet ederken, yüzümü güldürüp kalbime sevinç verirken İstanbul’da yaşadığı bir olayı anlattı. Çok sıkıntılı günler geçirdiği bir dönemde bir psikolog arkadaştan randevu alır. Randevu saati gelince muayenehaneye gider. Kapıya yaklaşınca içerden patırtı gürültü duyar ve seslerden bayağı endişeye düşer. Bir süre bekledikten sonra kapı açılır ve genç bir arkadaş kardeşime;

            – “Buyurun.” der ve kardeşim de kapıyı açana:

            – “Ben Deniz Can, saat 5’te randevum vardı” der.

            Kapıyı açan kişi el kol hareketleriyle kardeşime sinirli bir şekilde;

            – “Geç şöyle otur” der. Kardeşim de bu harekete sinirlenerek:

            – “El kol hareketlerine, ses tonuna, üslubuna dikkat et, kötü olur” deyince de kapıyı açan kişi:

            – “Kusuruma bakmayın çok sinirli ve stresliyim, üzüntüden ötürü bir anda kendime hâkim olamadım, özür dilerim” deyince de kardeşim:

            – “Hayırdır kardeşim sorunun nedir?” diye sorar. Genç arkadaş:

            – “Az önce nişanlım aradı ve bir daha seninle görüşmeyi istemiyorum, ayrılmak istiyorum ve seni görmek istemiyorum deyince çok sinirlendim” der.

            Kardeşim Deniz;

            – “Bu mu üzüldüğün şey, bunu halletmek kolaydır, sen hemen pes etme ve nişanlına telefon aç ve şu karşıdaki kafeye son kez gelmesini, son kez konuşmak istediğini söyle” der.

Psikolog genç kardeşimin söylediğini yapar ve buluşma yerini saatini hemen ayarlar. Kardeşimle birlikte en yakın çiçekçiye gider ve kardeşim özelliklerini bildirdiği bir aranjman yaptırır. İnternetten bulduğu duygu yüklü bir dizeyi de yazarak küçük zarfa yerleştirir. Kardeşim, genç psikoloğa der ki:

– “Bak kardeşim buna gözyaşı dökmeyecek birini tanımıyorum. Bu aranjmanı nişanlın gelince çırakla göndeririz ve sonrasında da sen yanına gidersin. Bak gör nişanlın boynuna sarılacak ve ağlayarak sevgisini haykıracak” der.

Hakikaten de olay aynı kardeşimin dediği gibi olur. Kardeşim de kafeye gider onların karşı masasına oturur ve bir içecek sipariş verir. Kardeşim Deniz, mutluluktan havalara uçan psikolog gence eliyle “ya ben?” diye işaret edince genç psikolog da eliyle “yarın gel abi” der.

Neyse ertesi gün olur ve psikolog kardeşime telefon açar ve kendisine ücretsiz bakacağını söyler. Kardeşim de gayet olgun ve ciddi bir şekilde:

– “Gardaş önce sen içindeki psikoloğu dinle, sonra da bizlere psikologluk yap” der. Dostlarım tekrar söylüyorum bu olayı herhangi bir meslek dalını kötülemek ya da küçük görmek için yazmadım. Yazmaktaki temel amacım farklı. Herkesin ayrı bir âlem olduğu şu hayatta hiç beklemediğimiz bir anda statü ya da tahsil bakımından bizden alt kademede olanların bile öğretecekleri şeylerin olabileceğini anlatmak istiyorum. Kendi içimizde ya da ailemizde tamamlayamadığımız bazı eksikliklerle çıktığımız yolda bazen bozulan düzenimizin çekicisi olarak bir cümle, bir hareket, bir tepki, bir davranış, usturuplu bir yaklaşım yetebiliyor. Herkes öncelikle içindeki psikoloğu bulmalıdır. Keşfetmelidir. Tecrübelerden yola çıkarak akli ve hissi birliktelikle doğru yöne doğru hareket etmelidir. Tek başına bir diplomanın ya da statünün, paranın ya da güzelliğin veya bir özelliğin para etmeyeceği bir yaşam döngüsündeyiz. Kimseyi hor görmeden, küçümsemeden, ötekileştirmeden, gayet açık ve uzlaşıcı bir alıcılık özellikleriyle donanmış bir yaşamı seçmeliyiz. Bizim kim olduğumuzdan değil de neyi bildiğimiz, bildiğimizi ne kadar uyguladığımız önemli. İsmimizin önündeki elli tane sıfat ya da janjanlı ifadelerle yaşanmayan bu hayatın sadece tecrübeler ışığında insani özellikleri ifa ederek yaşanabilecek bir süreç olduğunu bilmeliyiz. Kim, kimin neyi olursa olsun, kim kaç tane kitap okuyup bitirirse bitirsin, kim ne kadar yıl ilim ve bilim tahsil ederse etsin, asıl mesele bildiğini hayata tatbik etmek olduğunu bilmeliyiz. Ağzımız iyi laf yapıyor olabilir, kendimizi iyi pazarlıyor olabiliriz ya da öyle algılayabiliriz ama inanın “yaşa” dediklerimizi yaşamadıkça ve örnek olmadıkça eğreti bir duruştan öteye gidemeyiz. Bu nedenle öğrenmek, bilmek, tatbik etmek süreçlerinden sonra yararlı olma fiili ortaya çıkacaktır. Çünkü “ağızdan çıkan söz havaya, kalpten çıkan söz ise kalbe gider.” Velhasıl dostlar, içimizdeki yol göstericiyi -buna ister psikolog ister sosyolog ister pedagog ister uzman eğitimci, isterse de ne derseniz deyin- harekete geçirmedikten sonra ne aldığımız diploma ne de yaşadığımız hayat okulu fayda vermeyecektir. Herkes içindeki yol göstericiyi bulmalı ve onu dinlemelidir.

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir