İnsanın insana verebileceği en büyük değer üzerine
Dost, insanın hayatına giren değil, insanın hayatında hakikate, güvene ve insanlık onuruna yer açan kişidir. Bu sebeple bu yazımızı Ahretliğim, kıymetli dostum Ömer DEMİR’E ithaf ediyorum.
“Kırk Yıllık Dost” ifadesini duymayanımız yoktur. Duymak ve yaşamak hakikaten çok farklı şeyler. Yaşayınca daha çok idrak ediyor insan. Allah bu idrakten mahrum etmesin.
Dostluk, bazen aynı şeyleri düşünmek, aynı doğrulara inanmak veya aynı yolda yürümek olmayabiliyor. Dostluk, farklı fikirlere rağmen karşılıklı olarak insanlık değerini koruyabilmek; ayrılıklara rağmen hakikat yolunda birlikte yürüyebilmektir.
Bildiğiniz gibi insana yaratılıştan gelen sosyal ihtiyaçları vardır ve bu, onu başkalarıyla ilişki kurmaya yöneltir. Ama her ilişki de dostluk değildir. İnsan, bazen yalnız kalmamak için birilerine yaklaşır; bazen çıkar elde etmek, korunmak, onaylanmak veya bir gruba ait olmak için bağlar kurmaya çalışır. Bunlar insani olmakla beraber, kendi başlarına dostluğun ahlaki niteliğini belirlemezler.
Sosyolojik açıdan dostluk ise kişiler arasında karşılıklı güven, sorumluluk ve ortak değerlerin geliştiği bir yöndür. Psikolojik açıdan da insanın kendisini saklanmadan ifade edebildiği, reddedilme korkusuyla sürekli rol yapmak zorunda kalmadığı ve yerinde eleştirilirken de insanlık değerinin korunduğunu hissedebildiği korunaklı bir limandır. Lakin bu alan kendiliğinden oluşmaz. Dürüstlük, tutarlılık, empati, özdenetim ve zaman içinde sınanmış davranışlar bu bütünü oluşturan parçalardır. Peygamber Efendimiz Aleyhisselam’ın hayatına baktığımızda, insan ilişkilerinin sadece sevgi ve yakınlıkla değil; emanet, sadakat, merhamet, adalet ve sorumlulukla da anlam kazandığını görürüz. O yüce beşerin hayatındaki dostluk ve kardeşlik örnekleri, insanın bir başkasına yakın olmasının ötesinde, o yakınlığı hangi ahlaki ilkelerle taşıması gerektiğinin de çok önemli göstergeleriyle doludur.
Dostluk Bağı, Duygusal Yakınlığın Ahlaki Sorumlulukla Kemale Ermesidir
Dost, bizi her durumda haklı bulan değil, haksız olduğumuzda bizi yaptığımız haksızlığımızla yüzleştirebilen ve bunu da usulünce yapan kişidir. Çünkü bizi kaybetmemek uğruna yanlışımızı besleyenler, belki yanımızda kalır ama gelişimimize ihanet ederler. Bizi incitmemek adına gerçeği saklayan, geçici huzurunu korurken uzun vadeli iyiliğimize zarar verebilir. Gerçek dost, eleştiriyi bir üstünlük gösterisine dönüştürmez. Yanlışımı ortaya koyarken beni aşağılamaz, kişiliğimi hedef almaz, geçmişteki kusurlarımı bugünkü değerimin ölçüsü haline getirmez.
Eleştirinin amacı insanı yenmek değil, yanlışları görene kadar yardımcı olmaktır. Bu ayrım psikolojik açıdan son derece önemlidir. İnsan, kimliğini tehdit altında hissettiğinde çoğu zaman savunmaya geçer; hatalarını kabul etmek yerine bahaneler üretmeye, eleştirenleri suçlamaya veya kendilerini haklı çıkaracak bilgiler seçmeye yönelebilirler. Bu nedenle doğru bir sözün etkisi yalnızca içeriğine değil, nasıl ve hangi ilişki zemini üzerinde söylendiğine de bağlıdır.
Dost, gerçeği saklamadan ama insanın savunma duvarlarını gereksiz yere yükseltmeden konuşabilendir. Bununla birlikte, gerçeğin söyleniş biçimini önemsemek, gerçeği kişinin hoşuna gidecek şekilde değiştirmek anlamına gelmez. Peygamber Efendimiz Aleyhisselamın insanlarla ilişkilerinde görülen merhamet, muhatabın insanlık değerini koruyarak doğruya yönlendirme anlayışı, bu konuda önemli bir ahlaki ufuk sunar. Kur’an’da da hikmetle ve güzel öğütle çağrıda bulunulması emredilir. Çünkü hakikati savunmakla insanı incitmek aynı şey değildir; merhametli olmakla yanlışı onaylamak aynı şey değildir.
Şu düsturu unutmamalıyız: Dostun sadakati, insanın şahsına değil yalnızca; onun iyiliğine, onuruna ve hakikatle kurduğu ilişkiye de bağlı olmalıdır.
Gerçek dost, senin başarını kendi başarısızlığıyla kıyaslamaz. Yükselişini tehdit, mutluluğunu eksiklik, itibarını kendi değerine karşı bir yarış olarak görmez. Senin iyiliğinden rahatsızlık duyuyorsa, orada dostluğun değil, dostluk görüntüsü altına saklanmış bir rekabetin bulunduğunu bilir. Dost, senin düşüşünden yararlanmaz. Zayıflığını silah, sırrını koz, çaresizliğini üstünlük aracı hâline getirmez. Sana emanet edilen bilgiyi, sana karşı kullanılabilecek bir imkân olarak değil, korunması gereken bir sorumluluk olarak görür. Çünkü dostlukta güven, güzel sözlerle kurulmaz; insanın eline güç geçtiğinde o gücü nasıl kullandığıyla kanıtlanır.
İnsan psikolojisinde kıskançlık, karşılaştırma ve yetersizlik duygusu, bazen başkasının başarısını kendi değerine yönelik bir tehdit gibi algılamaya neden olabilir. Sosyal çevrelerde statü rekabeti de bu duyguları besleyebilir. Fakat bu eğilimler insan davranışlarını açıklamaya yardımcı olsa da onları kaçınılmaz veya mazur göstermez. İnsan, duygularının farkına vararak ve davranışlarını denetleyerek başka bir ahlaki tercihte bulunabilir. İşte, burada da gerçek dostun sahne aldığını gördüğünde var ya; avuç içlerin kızarana kadar -hem de acıyı hissetmeyecek şekilde- alkışlarsın ve ayağa kalkarsın. Gerçek dostluğun sınavlarından biri de tam burada başlar: Başkasının iyiliğini kendi eksikliğinin kanıtı olarak görmemek. Can dostum gibi aynı.
Bir insanın başarısını samimiyetle kutlayabilmek, onun sahip olduklarından kendisi için bir tehdit üretmemek ve kendi değerini başkasının gerisinde kalıp kalmamasına bağlamamak, psikolojik olgunluğun işaretlerindendir. Peygamber Efendimizin Medine’de Muhacirlerle Ensar arasında kurduğu bu kardeşlik düzeni, bu anlayışın toplumsal boyutunu düşünmek için önemli bir örnektir. Mekke’den göç ederek gelen Müslümanlar, geride mallarını ve alıştıkları hayatı bırakmışlardı. Medineli Ensar’ın onları karşılaması ve onlarla dayanışma göstermesi, yalnızca duygusal bir yakınlık değil, maddi ve toplumsal sorumluluk da içeriyordu. Kur’an, Ensar’ın Muhacirlere gösterdiği fedakârlığı ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile başkalarını kendilerine tercih edebilmelerini övmektedir. Bu örnek, dostluğun yalnızca kişinin elindekini paylaşmasıyla sınırlı olmadığını; başkasının varlığını kendi hayatında meşru bir yer olarak kabul etmesiyle de ilgili olduğunu gösterir.
Dostluğun ahlaki büyüklüğü, başkasının yükselişine engel olmamakla kalmayıp onun iyiliğine samimiyetle katkıda bulunabilmektir. Gerçek dost, senin düşüşünden yararlanmaz. Zayıflığını silah, sırrını koz, çaresizliğini üstünlük aracı hâline getirmez. Sana emanet edilen bilgiyi, sana karşı kullanılabilecek bir imkân olarak değil, korunması gereken bir sorumluluk olarak görür. Çünkü dostlukta güven, güzel sözlerle kurulmaz; insanın eline güç geçtiğinde o gücü nasıl kullandığıyla kanıtlanır. Gerçek dost, yalnızca iyi günlerinde yanında bulunan değil, kötü günlerinde de sana insan olduğunu unutturmayan kişidir. Ancak dostluk, her hatayı affetmek, her davranışı hoş görmek veya insanın kendisini tüketmesine izin vermek de değildir. Bazen mesafe koymak, bazen itiraz etmek, bazen de bir yanlışa ortak olmamak, dostluğun en ağır ama en onurlu biçimidir. Burada dostluğun iki önemli ilkesi birbirinden ayrılmalıdır: Birincisi, insanın değerini korumak; ikincisi, onun her davranışını onaylamamak. Birincisi ahlaki bir sorumluluktur, ikincisi ise sorgulanmadan kabul edildiğinde yanlışın sürekliliğine hizmet edebilir.
Psikolojik açıdan sınır koyabilmek, sağlıklı ilişkinin önemli unsurlarındandır. Kişi sırf terk edilmemek, dışlanmamak veya suçluluk hissetmemek için kendi değerlerinden vazgeçiyorsa, ilişkideki yakınlık zamanla baskıya dönüşebilir. Öte yandan, her anlaşmazlıkta ilişkiyi kesmek de olgunluk değildir. Önemli olan, sorunun niteliğini, tekrar edip etmediğini, karşı tarafın sorumluluk üstlenip üstlenmediğini ve güvenin yeniden kurulmasının mümkün olup olmadığını değerlendirebilmektir. Peygamber Efendimizin Taif’te maruz kaldığı ağır muamele karşısında intikam yerine hidayet ve merhamet ufkunu koruması, burada bir dostluk vakası olarak değil, ahlaki büyüklüğün örneği olarak önem taşır. Siyer kaynaklarında aktarılan bu olay, insanın kendisine kötülük yapanlara karşı bile onların geleceğini yalnızca o anki davranışlarıyla sınırlamadan bakabilmesini düşündürür. Bunun anlamı, insanın kendisini sürekli zarara açık bırakması gerektiği değildir. Merhamet, sınırların yokluğu değildir; affetmek de güvenin otomatik olarak yeniden kurulması demek değildir. Bir insanı bağışlamak mümkünken onunla aynı yakınlığı sürdürmemek de mümkündür.
Dostluk, birbirine bağımlı iki insanın ilişkisi değil; birbirinin özgürlüğünü koruyarak birbirini güçlendiren iki insanın ortaklığıdır. Gerçek dost seni kendisine bağlamaya çalışmaz; kendi ayakların üzerinde durmanı ister. Senin adına düşünmek yerine düşünme gücünü geliştirir. Senin yerine karar vermek yerine kararlarının sorumluluğunu üstlenmene yardımcı olur. Kendi doğrularını sana dayatmaz; doğrularını sorgulayabilecek cesareti de sana kazandırır. Çünkü dostluğun amacı bir insanı kendine benzetmek değil, onun kendisi olabilmesine katkıda bulunmaktır.
Bilirsiniz insan, sosyal bir varlık olarak kabul görmek ve ait olmak ister. Bu ihtiyaç, kişinin dayanışma geliştirmesine ve zor zamanlarda destek bulmasına yardımcı olur. Ancak aidiyet ihtiyacı aşırılaştığında kişi, grubun kabulünü kaybetmemek için düşüncelerini gizleyebilir, yanlışları görmezden gelebilir ve kendi muhakemesini başkalarının beklentilerine teslim edebilir. Sosyolojide grup baskısı ve uyum davranışı üzerine yapılan araştırmalar, insanların bazen açıkça gördükleri bir gerçek karşısında bile çevrelerinin görüşüne uyabildiklerini göstermektedir. Bu nedenle dostluk, yalnızca birlikte hareket edebilme değil, gerektiğinde birlikte hareket edilen gruba karşı da dürüst kalabilme yeterliliğidir. Şükürler olsun ki dili ve kalbi çok güzel dostlara sahibiz. Peygamber Efendimizin farklı meselelerde ashabıyla istişare etmesi, bu bağlamda değerlendirilebilir. Uhud Savaşı öncesinde Medine’de kalmak veya şehir dışında karşılaşmak konusunda yapılan istişare, siyer kaynaklarında anlatılan önemli örneklerdendir. Peygamber Efendimizin kendi görüşünden farklı bir tercih ortaya çıktığında istişare sürecini yürütmesi, ortak karar alma ve sorumluluğu paylaşma açısından anlamlıdır. Bu örnek, dostluğun veya liderliğin bütün kararları tek başına verme yetkisiyle özdeşleştirilemeyeceğini hatırlatır. İnsan, çevresindekilerin düşüncelerini dinlediğinde otoritesini zorunlu olarak kaybetmez; aksine, kararlarının dayanaklarını daha kapsamlı biçimde değerlendirme imkânı kazanabilir.
Dost, senin düşünce özgürlüğünü tehdit olarak görmez. Sana itiraz edebildiği gibi senin de kendisine itiraz edebilmeni kabul eder. Aranızdaki ilişkinin devamını, senin her durumda kendisini onaylamana bağlamaz.
Gerçek dostlukta sadakat, düşüncenin teslim alınması değil, güvenin korunmasıdır. Dost, seninle aynı fikirde olmayı değil, seninle dürüst olabilmeyi önemser. Tartışmaktan kaçınmaz; fakat tartışmayı yenmek için değil, gerçeği daha iyi anlayabilmek için yapar. Yanıldığında özür dilemeyi küçülmek saymaz. Haklı olduğunda bunu bir üstünlük belgesine dönüştürmez. Zira hakikati arayan insan için yanılmak bir utanç değil, yanılgıda ısrar etmek bir sorumluluk sorunudur. Psikolojik açıdan insanın kendi görüşleriyle çelişen bilgileri kabul etmesi her zaman kolay değildir. Kişi, benlik algısını ve daha önce yaptığı seçimleri korumak amacıyla karşıt kanıtları küçümseyebilir veya kendi görüşünü destekleyen bilgileri daha fazla önemseyebilir. Bu durum, dostlukta dürüst geri bildirimin neden değerli olduğunu açıklar. Lakin dostun söylediği her şey de sırf dost olduğu için doğru kabul edilmemelidir. Dostluk, eleştirel düşünmenin yerine geçmez. Gerçek dost, kendi görüşünün de sorgulanabilmesine izin verir; gerekçelerini ortaya koyar ve karşısındaki insanın muhakemesine saygı duyar. Bu bakımdan dostluk, iki insanın birbirini sürekli doğruladığı kapalı bir düşünce alanı değil, gerektiğinde kendi kabullerini de sınayabildikleri açık bir hakikat arayışıdır.
Peygamber Efendimizin hayatında istişarenin önem taşıması ve Kur’an’da müminlerin işlerini aralarında danışarak yürütmelerinin övülmesi, ortak aklın ve karşılıklı danışmanın ahlaki değerini hatırlatır. Dostlukta amaç, her tartışmayı kazanmak değildir. Amaç, tartışma sona erdiğinde gerçeğin daha iyi anlaşılmış ve insanların birbirlerine duyduğu saygının korunmuş olmasıdır. Gerçek dost, yokluğunda da senin onurunu korur. Senin yanında başka, arkanda başka bir insan olmaz. Kalabalıkların alkışına göre karakter değiştirmez; çıkarları değiştiğinde ilkelerini terk etmez. Sana verdiği değeri, senden elde edeceği yarara göre ölçmez. Dostluğun ölçüsü, birlikte geçirilen zamanın uzunluğu değil, o zamanın içinde korunan insanlık niteliğidir.
Sosyolojik açıdan güven, insanlar arasındaki ilişkilerin devamlılığını sağlayan temel unsurlardan biridir. Güvenin olduğu yerde insanlar her davranışın arkasında gizli bir çıkar aramak zorunda kalmaz; iş birliği yapabilir, sorumluluk paylaşabilir ve belirsizliklerle daha kolay baş edebilirler. Buna karşılık sürekli aldatılma ihtimali bulunan ilişkilerde kişi, enerjisinin önemli bir bölümünü kendisini korumaya ayırır. Bu sebeple dostun yokluğunda gösterilen tutarlılık, ilişkinin görünmeyen ama belirleyici ölçülerinden biridir. İnsan, kendisini savunamayacağı bir ortamda da hakkının korunacağını bilmelidir. Peygamber Efendimizin hicret sırasında Hazreti Ebû Bekir ile birlikte olması ve Sevr Mağarası’nda yaşananlar, sadakat ve güven kavramlarını düşünmek bakımından siyerin en bilinen örnekleri arasındadır. Kur’an, hicret sırasında mağarada bulunan iki kişiden birine ilişkin olarak, Allah’ın onları koruma rahmetinin onlarla beraber olduğunu bildirdiği olayı aktarır. Siyer geleneğinde Hazreti Ebû Bekir’in bu yolculuktaki eşliği, Peygamber Efendimizle arasındaki bağlılığın önemli bir göstergesi olarak anlatılır. Bu olayın dostluk bakımından ortaya koyduğu temel düşünce, yalnızca tehlike anında yanında bulunmak değildir. Asıl mesele, ilişkinin güven ve sorumluluk temelinde sınandığı zamanlarda da insanın üstlendiği konumun arkasında durabilmesidir. Ancak bir insanın gerçek dostluğu, yalnızca büyük ve dramatik olaylarda ölçülmez. Sözünü tutmak, emaneti korumak, haksızlık karşısında susmamak ve gündelik hayatta küçük çıkarlar uğruna güveni zedelememek de aynı ahlaki tutarlılığın parçalarıdır.
Dostluk, büyük fedakârlıkların gösterişli anlarından önce, küçük sorumlulukların sessizce yerine getirildiği yerde olgunlaşır. Gerçek dost, seninle aynı fikirde olmayı değil, seninle dürüst olabilmeyi önemser. Tartışmaktan kaçınmaz; fakat tartışmayı yenmek için değil, gerçeği daha iyi anlayabilmek için yapar. Yanıldığında özür dilemeyi küçülmek saymaz. Haklı olduğunda bunu bir üstünlük belgesine dönüştürmez. Zira hakikati arayan insan için yanılmak bir utanç değil, yanılgıda ısrar etmek bir sorumluluk sorunudur. Dost, senin acını kendi acısıyla yarıştırmaz. Seni dinlerken kendi hikâyesini anlatmak için sırasını beklemez. Bir derdini paylaştığında hemen hüküm vermeye, öğüt dağıtmaya veya seni küçümsemeye girişmez. Önce anlamaya çalışır. Çünkü bilir ki bazen insanın ihtiyacı, kendisine bir yol gösterilmesinden önce, içinde bulunduğu yolun görülmesidir.
Psikolojide empati, başka bir insanın yaşantısını ve duygularını anlamaya çalışabilme kapasitesiyle ilişkilidir. Empati, karşısındaki insanla her konuda aynı fikirde olmak veya onun bütün duygularını kendi duyguları gibi yaşamak değildir. Kişi, başkasının yaşadığı acıyı bütünüyle deneyimleyemese bile onu anlamaya çalışabilir, ciddiye alabilir ve uygun bir destek sunabilir. Bu yüzden gerçek dost, bir insanın derdini kendi ölçülerine göre küçültmez. Kendisine kolay görünen bir sorunun başkası için neden ağır olabileceğini anlamaya çalışır. Dinlemeyi edilgenlik, sessiz kalmayı ilgisizlik sanmaz; bazen aceleyle verilen bir öğüdün, dikkatle dinlenmenin gerisinde kalabileceğini bilir. Fakat dost yalnızca dinleyen de değildir. Gerektiğinde elini uzatır, imkânını paylaşır, sorumluluk üstlenir. Elinden gelmeyeni vaat etmez; yapabileceğini de güzel sözlerin arkasına saklamaz.
Dostluğun gerçek dili, niyetin davranışa dönüşmesidir. Peygamber Efendimizin ashabıyla kurduğu ilişkilerde dayanışma, merhamet ve sorumluluk önemli yer tutar. Medine’deki kardeşlik uygulaması, insanların yalnızca aynı inancı paylaşmalarının değil, birbirlerinin hayatındaki gerçek ihtiyaçları görmelerinin de önemini ortaya koyar. Bu örnek, dostluğun soyut bir iyi niyet beyanı olarak kalmaması gerektiğini gösterir. Bir insanın yoksulluğunu görmek ama elinden geldiği hâlde hiçbir sorumluluk almamak ile onun ihtiyacını ciddiye alarak somut bir katkıda bulunmak aynı davranış değildir.
Bununla birlikte, dostluğun değeri yalnızca maddi yardımın büyüklüğüyle de ölçülemez. Bazen doğru bilgi vermek, bir haksızlığı önlemek, bir insanı zararlı bir karardan uzaklaştırmak veya zor zamanında yanında bulunmak, ilişkinin niteliği açısından belirleyici olabilir. Önemli olan, insanın sahip olduğu imkânı ve üstlenebileceği sorumluluğu dürüstçe değerlendirmesi ve iyilik niyetini davranışla desteklemesidir.
Gerçek dost, senin eksikliklerini görür ama seni eksikliklerinden ibaret saymaz. Geçmişindeki yanlışları bilir ama geleceğini o yanlışlara mahkûm etmez. Değişebileceğine inanır; ancak değişmenin sorumluluğunu senin yerine üstlenmez. Sana umut verirken gerçeği çarpıtmaz, gerçeği söylerken umudunu öldürmez.
Sevgili dostlar, insanın değişme kapasitesi, psikolojik gelişimin önemli konularındandır. Alışkanlıklar, geçmiş deneyimler ve kişilik özellikleri davranışları etkiler; ancak insanın davranışları üzerinde düşünmesi, yeni beceriler geliştirmesi ve farklı seçimler yapması mümkündür. Bu süreç her zaman kolay veya doğrusal değildir. Kalıcı değişim çoğu zaman farkındalık, tekrar, sorumluluk ve uygun çevresel destek gerektirir. Gerçek dost, bir insanın değişebileceğine inanırken onun bütün sorunlarını kendisinin çözeceği yanılsamasına kapılmaz. Destek verir, fakat sorumluluğu devralmaz. Hata yapan insanı geçmişine hapsetmez, ama geçmişte yaşananların sonuçlarını da yok saymaz. Kur’an’da tövbe, bağışlanma ve insanın davranışlarını düzeltmesi üzerinde durulması, ahlaki hayatın yalnızca geçmişteki kusurlarla tanımlanamayacağını hatırlatır. Buradan dostluk için çıkarılabilecek ilke açıktır: İnsan, yanlışından ibaret değildir; ancak yanlışını düzeltme sorumluluğundan da bağımsız değildir. Ve belki en önemlisi, gerçek dost seni yalnızca kendisine karşı değil, hayata karşı da daha iyi bir insan olmaya teşvik eder. Başkasının hakkını gözetmeni, güçsüzü ezmemeni, çıkarın için ilke değiştirmemeni, bilmediğin konuda biliyormuş gibi davranmamayı ve yanlış gördüğünde sessizliğin de bir tercih olduğunu unutmamanı ister. Çünkü dostluk, iki kişi arasındaki özel bir bağ olmakla birlikte, insanın bütün insanlarla kurduğu ilişkinin niteliğini de etkileyen ahlaki bir sorumluluktur.
Bir insanın gerçek dostu, onu dünyanın geri kalanına karşı körleştiren değil; dünyayı daha adil, daha doğru ve daha insanca görebilmesine yardımcı olandır. Bu düşünce, Kur’an’ın adalet ve iyilik ilkeleriyle de anlamlı bir ilişki içindedir. Maide 8. ayetinde, bir topluluğa duyulan kinin insanı adaletsizliğe sürüklememesi gerektiği bildirilir. Bu ilke dostluk açısından da önemlidir: Bir insanı sevmek, onun haksızlığını savunmayı gerektirmez; bir insana karşı olumsuz duygular taşımak da onun hakkını inkâr etmeyi meşrulaştırmaz.
Ahlaki olgunluk, yalnızca sevdiklerine iyi davranabilmek değil, kendi duygularının etkisi altındayken bile adalet ölçüsünü koruyabilmektir. Sosyolojik açıdan yakın gruplar, üyelerinin davranışlarını güçlü biçimde etkileyebilir. Dost çevresi, dürüstlüğü ve sorumluluğu teşvik edebileceği gibi, yanlışları sıradanlaştıran bir çevreye de dönüşebilir. Bu nedenle bir dostluğun niteliğini anlamak için yalnızca iki kişinin birbirine nasıl davrandığına değil, birlikteyken nasıl insanlar hâline geldiklerine de bakmak gerekir.
Bir ilişki insanın merhametini, düşünme yeteneğini ve adalet duygusunu geliştiriyorsa yapıcı bir etki oluşturabilir. Buna karşılık sürekli başkalarını küçümsemeyi, haksızlığı savunmayı ve kendi grubunu her durumda haklı görmeyi besliyorsa yakınlık, ahlaki körlüğe dönüşebilir.
Gerçek dost, sana yalnızca iyi hissettiren değil, daha iyi düşünmene ve daha doğru davranmana da katkıda bulunandır. Dostluk, her zaman yan yana yürümek değildir. Bazen farklı yollarda yürürken birbirinin iyiliğini istemek, bazen uzaklığa rağmen güveni korumak, bazen de artık birlikte yürünemediğinde birbirinin insanlık onuruna zarar vermeden ayrılabilmektir. Çünkü her dostluk ömür boyu sürmeyebilir; fakat sona eren her dostluğun ihanete, düşmanlığa veya intikama dönüşmesi de gerekmez. Dostluk, insanın bir başkasına sahip olması değil, onun varlığına kabul duymasıdır. Bu yaklaşım, insan ilişkilerinde özgürlük ile bağlılık arasındaki dengeyi amaçlar. İnsan, bir başkasına değer verirken onun hayatı üzerinde sınırsız hak sahibi olmaz. Yakınlık, kontrol etme hakkı vermez; geçmişte yapılmış iyilikler de karşı tarafın geleceğini yönetme yetkisi doğurmaz. Psikolojik açıdan da sağlıklı yakınlık, kişinin hem ilişki içinde kalabilmesine hem de kendi benliğini koruyabilmesine imkân tanır. İlişkinin her iki tarafı da kendi ihtiyaçlarını ifade edebiliyor, sınırlarını koruyabiliyor ve farklılıklarını tehdit olarak görmeden konuşabiliyorsa dostluğun daha dengeli bir zeminde gelişmesi mümkün olur.
Dostlukta fedakârlık konusuna gelecek olursak, elbette değerlidir. Fakat fedakârlık sürekli tek taraftan bekleniyor, bir tarafın ihtiyaçları sistematik biçimde önemsizleştiriliyor veya iyilikler birer borç senedine dönüştürülüyorsa ilişki karşılıklı sorumluluktan uzaklaşır. Dostluğun amacı iki insanı birbirine mahkûm etmek değil, birbirlerinin hayatında değerli ve özgür kalabilmelerini sağlamaktır. Dostluk anlayışımı tek bir düşüncede toplamam gerekirse, dostluğu şöyle tanımlayabilirim: Dost; seni olduğun gibi görmeye cesaret eden, olabileceğin insana inanmayı sürdüren, yanlışına ortak olmadan yanında durabilen, doğrunu çıkarına feda etmeyen, özgürlüğünü elinden almadan sana güç veren ve kendi varlığını senin varlığın üzerinde yükseltmeye ihtiyaç duymayan insandır. O, seni kendisine borçlu kılmak için iyilik yapmaz. Minnetini yönetmek için değil, iyiliğini gözetmek için yanında olur. Sana hükmetmez, seni kullanmaz, seni kendisine benzetmeye çalışmaz. Seni daha özgür, daha bilinçli, daha adil ve daha güçlü bir insan olmaya teşvik eder. Gün gelir yollarınız ayrılırsa bile senin hayatında bıraktığı en büyük miras, kendisine duyduğun ihtiyaç değil, onunla kurduğun ilişkide kazandığın insanlık olgunluğu olur. Çünkü gerçek dostluğun başarısı, iki insanın birbirinden vazgeçememesi değil; birbirlerinin hayatına değer kattıklarını bilerek, birbirlerinin özgürlüğünü de koruyabilmeleridir.
Dostluk, insanın bir başkasında kendisine ait bir parça bulması değil, kendisinden farklı bir insanda da aynı insanlık onurunu tanıyabilmesidir. Belki de insanlığın en büyük dostluk ölçüsü şudur: Bir insanın yanında bulunmadığında da onun iyiliğini isteyebiliyor, ona katılmadığında da hakkını teslim edebiliyor, ondan hiçbir çıkarın kalmadığında da insanlık değerini koruyabiliyorsan, dostluğun özüne yaklaşmışsın demektir.
Bu çok uzun ele alışların olduğu dostluğun nihai durumuna gelecek olursam şöyle özetleyebilirim: Manifesto niteliğindeki bu hususlar bütünün merkezinde üç temel değer bulunur: Hakikat, Sadakat ve Özgürlük.
Hakikat olmadan dostluk körleşir; sadakat olmadan güvenini kaybeder, özgürlük olmadan sahiplenmeye ve bağımlılığa dönüşebilir. Ancak bu üç değer, merhamet ve adaletle birlikte düşünülmelidir. Hakikat, insanı incitmenin bahanesi hâline getirilmemeli; sadakat, yanlışın savunulmasına indirgenmemeli; özgürlük, sorumluluktan kaçış olarak yorumlanmamalıdır. Peygamber Efendimizin hayatından çıkarılabilecek temel ahlaki derslerden biri de insan ilişkilerinin yalnızca yakınlıkla değil, davranışların niteliğiyle de değerlendirilmesi gerektiğidir. Hicret sırasındaki eşlik ve güven, Muhacirlerle Ensar arasındaki dayanışma, istişareye verilen önem ve Taif’te yaşananlar karşısında ortaya konan merhamet, farklı bağlamlarda bu ahlaki görüş genişliğini düşünmemize yardımcı olur. Bu örneklerin her biri doğrudan bir dostluk vakası değildir. Ancak birlikte ele alındıklarında, dostluğun dayanabileceği değerler hakkında güçlü bir düşünce zemini sunarlar: Vefa, paylaşma, danışma, özdenetim, adalet ve merhamet.
Psikolojik ve sosyolojik açıdan da dostluğun niteliği yalnızca duyguların yoğunluğuyla açıklanamaz. Güvenin oluşması, karşılıklılık, sınırların korunması, çatışmaların nasıl ele alındığı ve ilişkinin insanın davranışları üzerindeki etkisi önemlidir. Bu unsurlar dostluğun kalitesini anlamaya yardımcı olur; ancak hiçbir tekil özellik, bir ilişkinin bütün niteliğini tek başına kanıtlamaz.
Gerçek dostluk, sevginin karakterle, güvenin tutarlılıkla, sadakatin ahlakla ve yakınlığın özgürlükle sınandığı bir insanlık ilişkisidir. Dostluk, yalnızca iki insanın birbirine verdiği değer değildir. Aynı zamanda insanın, başka bir insanın hayatına nasıl bir iz bırakmak istediğine ilişkin ahlaki bir tercihtir. Bu sebeple dostluğun en zirve amacı, insanın kendisini bir başkasının hayatında vazgeçilmez kılması değil; onun hayatına dürüst, güvenilir ve iyilik üreten bir katkıda bulunabilmesidir. Çünkü gerçek dost, yalnızca yanında bulunduğunda değil, yokluğunda da değerini koruyan insandır. Ve dostluğun en yüce biçimi de iki insanın birbirini kendi çıkarları için kullanması değil, birbirlerinin insanlık olgunluğuna katkıda bulunarak hakikate ve iyiliğe birlikte yaklaşabilmesidir. Yani aslında anlattıklarımıza istinaden dostluğun nihai ölçüsünü şöyle özetleyebiliriz: Bir insanla kurduğun bağ, seni hakikatten uzaklaştırmadan ona yakınlaştırıyor; özgürlüğünü elinden almadan sana güç veriyor, adalet duygunu zayıflatmadan merhametini büyütüyorsa, o bağ dostluğun özüne yaklaşmaktadır.
Dostluk, kusursuz insanların birbirini bulması değil, kusurlu insanların birbirlerine karşı dürüst, sorumlu ve adil olabilme çabasıdır. İnsanın insana verebileceği en büyük hediye, kendisine bağımlı bir insan oluşturmak değil; yanında daha özgür düşünebilen, daha güçlü durabilen, daha adil davranabilen ve hakikate daha açık bir insanın gelişmesine katkıda bulunmaktır. İşte, bu nedenle dostluk, yalnızca iki insan arasındaki özel bir ilişki değil; insanlığın nasıl bir toplum kurmak istediğine dair de bir ölçüdür.
Dostluğun olduğu yerde güven filizlenir, güvenin olduğu yerde dayanışma gelişir, dayanışmanın olduğu yerde insan yalnızca kendisi için değil, başkaları için de sorumluluk üstlenir. İnsanlık, belki de en çok, birbirine benzeyen insanların değil; birbirinden farklı insanların birbirlerinin onurunu, hakkını ve özgürlüğünü koruyabildiği ölçüde olgunlaşır. Gerçek dostluk, bir insanın hayatında bulunmaktan daha fazlasıdır: Onun hayatına, insanlığını büyüten bir iz bırakmaktır.
Kalalım dostlukla ve sağlıcakla…
Gökmen CAN-Eğitimci Sosyolog

