"Enter"a basıp içeriğe geçin

YANLIŞ ANLIYORUZ AZİZİM YANLIŞ!

            Hayatta başımıza gelen şeylerin çoğunluğu hep yanlış anlamamızdan kaynaklanmaktadır. Bakışları, kelimeleri, cümleleri, gülüşleri, görüşleri, işleri ve daha neleri, hep yanlış anlayarak kendimizi sorunlar sarmalında buluveriyoruz. Erken fark edip de düzeltme yoluna gidersek ne âlâ. Yok, cehaletimizi devam ettirerek yol almayı sürdürürsek de ne yazık bize ve muhatabımız olan kişilere. Bu nedenle yanlışlara abone olmamak, doğrular üzerinde mutlu ve huzurlu bir hayat sürmek için anlamamıza dikkat etmeliyiz.

            Çok hassas bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Hemen hemen toplumun büyük bir kesiminin düşmüş olduğu bir hatadır. Değiştirmeyi düşünmediğimiz bakış açımızı devam ettirdiğimiz sürece de bu hatada ısrarcı olarak kalmaya devam edeceğiz. En büyük yanlış anlamalarımızdan biri de “imtihan ve şükür” konusudur. Kahir ekserimiz hep “verilmeyenlerle” imtihan edildiğimizi düşünürüz. Hâlbuki durum tam da öyle değil. Neden mi?

            -“Aslında bu ev yetmiyor, keşke daha büyüğüne geçebilsek.”

            -“Air cold (soğuk havalı) özellikli bir ayakkabım olsa.”

            -“Ekran kartım 12 Gb ama yetmiyor.”

            -“Ekmeğimizi kazanıyoruz ama masa başı işi olsa ne iyi olur!”

            -Araba da 5 yaşına geldi, değişmek elzem oldu.”

            Bu ifadeleri öyle çoğaltabiliriz ki… Ya sanki sürekli “alacaklı” gibi düşünen kimseler olduk çıktık. Sanki elde ettiklerimizi hakkıyla kullandık da daha fazlasını ister olduk. Bir de bunu “imtihan sırrı” içerisinde düşünerek şükretmeyi bazen akıl edebiliyoruz veya son nefese kadar da bunu unutabiliyoruz. Hayatta kendimizi hep “alacaklı” konumunda görürsek ne imtihanı anlayabilir ne şükür etmenin gerçek nimetine nail olabiliriz. Aslında çok ama çok basit olan bir hamle yapıp imtihanda başarıyı yakalayabilmek için rüzgârı arkamıza alabiliriz. Nasıl mı?

            -“Velev ki bir tane ayakkabımız olsun. O ayakkabıyı hayırlı işlerde, helal olan uğraşılarda, haramlardan uzaklaşmak kararlılığında kullanmak bizi olgunlaştırır.”

            -“Sahip olduğumuz ve başkasına muhtaç olmadan başımızı soktuğumuz evde soğukta, açıkta ve yoklukta kalmadığımız gerçeğine sahip çıkarsak şükretmiş oluruz.”

            -“Helalinden rızkımızı temin ettiğimiz, beden gücüne dayalı olarak kazandığımız ve ailemizi geçindirdiğimiz işimizi, haramlarla bina ettiğimiz gökdelenlerden daha kıymetli görebiliriz.”

            -“Bize emanet olarak verilen bedenimizdeki her uzvumuzu doğru ve yerinde kullanarak emanete sahip çıkan “emin” olma gururunu yaşayabiliriz.”

            -“Ailemizle çatışmak yerine, onları anlamamayı tercih etmek yerine kendimizi anne babamızın ve büyüklerimizin yerine koyarak empati davranışlarını gerçekleştirebiliriz.”

            -“Verilen para ve mal nimetini amel defterimizin hayır sayfalarını doldurmada kullanabiliriz.”

            -“Bahşedilen ömrün her sabahına seher yelinde uyanarak günümüzü bereketlerle doldurabiliriz.”

            -“Kalbimizi, bizi ilgilendirmeyen şeyleri terk etmenin huzuruyla nurlandırabiliriz.”

            -“Kısmet edilen makamları insanlara zulmetmek için değil de halka ve devlete hizmet etmek için kullanarak Firavunluktan kurtulabiliriz.”

            -“Akıp giden zamanda “alacaklı” fikriyatımızdan sıyrılarak “nelerden dolayı borçluyuz” tefekkürüyle yüreklerimizi ferahlatabiliriz.”

            -“Elde ettiklerimizin kıymetini bilerek, elde edilemeyen ya da kısmet edilmeyen şeylerin “hikmetli” yönlerini muhasebe yapabiliriz.”

            -“Akıl yoksunu, deli diye tabir edilen kimselerin düştükleri o zavallı hallerine bakarak ne de büyük bir nimete, “akıl” nimetine sahip olduğumuzu idrak edebiliriz.”

            -“Büyüklerimizin varlıklarını istemedikçe yokluklarındaki yalnızlığımızı ve kalplerimizde doldurulamayacak olan yerlerini tahayyül ederek saygıda kusur etmeyebiliriz.”

            -“Ne şartlar altında bize miras bırakılan bu vatanın yokluğunu düşünerek varlığına dört elle sarılabiliriz.”

            -“Dilimizin, elimizin, ayağımızın, gözümüzün, kulağımızın, sapasağlam olan organlarımızın yokluklarında, onları hiçbir paranın alamayacağını hatırlayıp ona göre yaşayabiliriz.”

            Velhasıl azizim, yanlış düşünüyoruz yanlış! Bakamıyoruz azizim bakamıyoruz! Hep “alacaklı” davranmakla heba ediyoruz şu sınırlı vakitlerimizi. Son yüzyılın muhaddislerinden olan İmam Abdullâh El Herari El Habeşi Rahimehullâh bu noktada öyle güzel bir söz söylemiştir ki… Kulaklara küpe değil, hayata rota olması babında bir mihenk taşı gibi ortada durmaktadır:

            -“Allâh bir insana imanı bahşetmiş ve onun dışında hiçbir şeyi vermemişse bile sanki onu hiçbir şeyden mahrum etmemiştir. Yine Allâh bir insana imanı kısmet etmemiş ve onun dışında her şeyi vermişse bile sanki ona hiçbir şeyi vermemiş gibidir.”

            Ne muazzam bir söz değil mi? Ne de güzel ifade etmiş İmam Abdullâh El Herari. Hayatı sadece “alacaklı” gibi yaşamayı düşünüp “istemekte” sınır tanımaz isek ve bunu da hep meta olarak algılayarak çok büyük yanılgılar içerisinde yok oluruz. Ama “borçlu” olduğumuzu, verilenlerin hakkını vermek, nimetlere şükretmek noktasında kendimizi geliştirmeyi istersek “hikmete” ulaşabileceğimizden şüphemiz olmasın. İlimle yoğrulan bir benlik bedenine mihmandarlık yapar. Yol gösterir. “Borcu” ödeyerek yaşamanın ve ilkeli bir duruşun hazzını yaşayanlar yarınlara eserler bırakarak var olmayı sürdürürler. Nasıl mı? Şanlı İslâm tarihindeki şahsiyetlere bakabiliriz.

Azizim! Bizler yanlış anlıyoruz yanlış. Eksik anlıyoruz eksik. Yontma işini hep kendimizden tarafa kullanarak zarar ediyoruz zarar. Nimeti anlamak, şükretmek, verilmeyene şükretmek kadar verilenlerin de şükrünü yerine getirerek yaşamak bizi olgunluğun zirvesine çıkartabilir. Doğru anlayalım azizim doğru!

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir