"Enter"a basıp içeriğe geçin

VAR OLMAK

İnsan Olmanın Sorumluluğu ve Anlamı

İnsan, hayata geldiğinde kendisine verilmiş bir ömür sermayesiyle yüzleşir. Bu sermaye, ne kadar uzun olursa olsun sınırlıdır. Asıl mesele, bu ömrü nasıl değerlendirdiğimizdir. Prof. Doğan Cüceloğlu’nun, “Var mısın?” adlı eserinde kişilerin kendi varoluşunu sorgulamasını, hayata seyirci değil, oyuncu olarak katılmasını öğütler. Bu yaklaşım, sadece modern psikolojik bir tespit olmayıp, aynı zamanda İslami ve düşünsel geleneğimizde de kökleri bulunan deruni bir hakikattir.

Seyirci mi, Oyuncu mu?

Prof. Doğan Cüceloğlu’na göre insan iki yolla yaşar: Ya başkalarının senaryosunu izleyen bir seyircidir ya da kendi hikâyesinin öznesi olan bir oyuncu. Seyirci olan insan, hayatını başkalarının onayına göre şekillendirir. Oyuncu olan ise cesaretle, sorumlulukla ve iradeyle hayatına yön verir. Yüce kitabımız Kur’an, bu ayrımı çok çarpıcı şekilde ortaya koyar:

Anlamı: “Şüphesiz Allah, bir kavim kendilerinde olanı değiştirmedikçe, onların durumunu değiştirmez.” (Er Ra’d/11)

Yani insan, edilgen bir seyirci olmak yerine kendi hayatına müdahil olduğunda, gerçek değişim başlar.

Mevlânâ’nın şu sözü de aynı hakikati kulaklarımıza fısıldar: “Kendi hikâyeni yazmazsan, başkalarının yazdığı hikâyenin kahramanı olursun.”

Hemen burada küçük bir dokunuşta bulunayım: Özellikle günümüzde ayyuka çıkan, adeta göklere yükselen, kulakları sağır gözleri kör eden “menfaatperestlik” konusuna da çok dikkat etmeliyiz. Hususiyetle bizleri; “din”, “ayet”, “hadis” ve “muteber zatları” önümüze koyarak kullanmak isteyen kimseler olabilir. Bizim hakikatlere değil de kendi zalimliklerine, mazlumdan yana değil de kendi zalimliklerine, şerefe ve onura değil de arsızlıklarına ve aymazlıklarına boyun eğip, kendi saçma ifadesiyle “beyat” etmemizi isterler. Olmaz! Olmaz kardeşim olmaz! Sen benim aklıma, irademe, hakikate ve doğruluğa “rol biçecek” bir merci değilsin ve olamazsın da! Haddini bil! Senin yediğin naneler, kırdığın cevizler bini aşmışken ben varlığımı sana göre değil, hakikate ve bu yoldaki gücüme ve irademe göre sürdürürüm. Sen köhnemiş zihniyetini al ve bana yaklaşma bile.

Var Olmanın Düşünselliği

Var olmak, sadece biyolojik olarak yaşamak değildir. Asıl varoluş, anlam ve değer üretmektir. Kişi, kendini tanıyıp potansiyelini ortaya koyduğunda gerçek varoluş gerçekleşir. Peygamber Efendimiz Aleyhisselamın şöyle buyurduğu rivayet edilir:

Manası: “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” (Müsned/2/250)

Bu hadis, var olmanın sadece kendimiz için değil, başkaları için de anlamlı hale gelmesi gerektiğini hatırlatır. Yani Müslüman kardeşine ve diğer insanlara karşı dürüst olmalısın, yalan söylememelisin, insanlara iftira atmamalısın, bencil ve ilkel arzularınla insanları ayrıştırmamalısın, ilim öğrenmenle beraber o ilmi hayatına tatbik etmelisin, mali yönden insanları kullanarak oturduğun kıçı kırık koltuğa aboneliğini devam ettirmemelisin. Daha çok şey yazarız ama bu kadarı yeter. Zaten anlatacağımızı anlatmış sayılırken, anlayacak olan da anlamıştır. Tabii dilimizi bilip anlama yeteneği, fehmi açıksa. Ee, malum; onların dilleri farklı ve üstünlükleri her daim yavşayarak ifade edilip servise sunulur.

Prof. Doğan Cüceloğlu’nun çağrısı da bir nevi bu minvaldedir: Kendi değerlerini fark et, onları hayata kat ve başkalarının hayatına bu saydığımız özellikteki insanlar gibi olmayarak çok güzel bir şekilde dokun.

Korkulara Rağmen Cesaret

Korkular insanın en büyük engelidir. Başarısızlık, dışlanma, hata yapma korkusu, kişiyi kendi potansiyelinden uzaklaştırır. Oysa cesaret, korkusuzluk değil; korkuya rağmen adım atmaktır. Kur’an’da bu duruma işaret edilir:

Anlamı: “Korkmayın, üzülmeyin; eğer iman etmişseniz, muhakkak üstün gelecek olan sizlersiniz.” (Âl-i İmrân/139)

Aristoteles de cesareti erdemin merkezine koyar. Der ki: “Cesaret, bütün erdemlerin ilkidir. Çünkü diğer erdemleri mümkün kılar.”

               Yani Aristo diyor ki: Cesaretli olan kişi önüne çıkacak olan hain faillerin tüm hin fiillerine karşı durur ve çevresini de uyandırır. Hainin milliyeti, sıfatı, makamı, şusu busu önemli değil; önemli olan cesareti sergilememizdir.

İlişkilerin Gücü

Prof. Doğan Cüceloğlu’nun, insanın varlığını ilişkiler üzerinden de tanımlar. İnsan tek başına değil, ilişkilerinde olgunlaşır. Samimiyet, güven ve dürüstlük, gerçek varoluşun göstergesidir. Efendimiz Aleyhisselamın şöyle buyurduğu rivayet edilir:

Manası: “Mümin, mümin için bir binanın tuğlaları gibidir; birbirlerini desteklerler.” (Buhârî/Salât/88)

Gerçek varlık (insan), sadece kişisel değil, toplumsal bir sorumlulukla anlam kazanır. Yani öğrenen, öğrendiğini uygulayan, uyguladığını anlatan, elinden ve dilinden emin olunan, insanları istismar etmeyen, sağa sola eğilmeyen ve kendisi için kimseyi de eğmeyen, tek ayak üstünde bin fırıldak çevirmeye kalkmayan kimselerden olmalıyız. Yani reçete net. Almak isteyen buyursun alsın. Ulak olmak isteyenler de buyursun alsın. Seviniriz. Elimizden ve dilimizden hidayet nasip olursa ne büyük bir şeref olur bize.

Yaşamın Hesabı

Prof. Doğan Cüceloğlu’nun, kişinin kendine sürekli şu soruları sorması gerektiğini vurgular:

Bugün gerçekten yaşadım mı?

Potansiyelimi ortaya koyabildim mi?

İnsanlığa, toplumuma ne kattım?

Yüce kitabımız Kur’an, bu hesabı sürekli hatırlatır:

Anlamı: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın.” (El Haşr/18)

Bu ayet, insanın her gününü bilinçle yaşaması gerektiğini ortaya koyar. Özellikle de…Neyse, anlamak isteyen anlar zaten!

Marcus Aurelius da aynı çizgide şöyle der: “Sanki ikinci kez yaşıyormuşsun gibi yaşa. İlkinde yanlış yaptın, şimdi doğrusu için fırsatın var.”

Yani dememiz o ki: Var Mısın?

Prof. Doğan Cüceloğlu’nun çağrısı, Kur’an ve sünnetin öğretileriyle birleştiğinde bize şunu söyler: İnsan, hayatta edilgen bir seyirci değil, aktif bir özne olmalıdır. Kendi değerlerini keşfetmeli, korkularına rağmen adım atmalı, ilişkilerinde samimiyet kurmalı ve her günün hesabını yapmalıdır. Bunları yaparken de “yakışıksız, kişiliksizlik ve gayri insani” davranmamalıdır. Çünkü var olmak, sadece dünyada bulunmak değil; dünyaya iz bırakmaktır.

Bilmem anlatabildim mi hafız.!

Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir