"Enter"a basıp içeriğe geçin

KENDİME ECNEBİYİM!

(Kişinin Kendine Yabancılaşmasına Dair)

Kimdim, Kim Oldum?

Günümüz insanın en büyük çıkmazlarından birisi de yalnızca çevresine değil, kendine de yabancılaşmasıdır. Yaşadığı toplumda kendini gösteren toplumsal baskılar, kişisel hırslar ve dijital çağın sunduğu yapay/suni kimlikler, insanı/insanları kendinden uzaklaştırarak adeta bir “ecnebi” hâline getirmiştir. Neredeyse toplumları meydana getiren insanların kahir ekserisi başkalarına değil, kendilerine bile yabancı hissetmektedir. Makalemizde, kişinin kendine yabancılaşma sürecini, bunun sebeplerini ve sonuçlarını ele alacağız.

Kendine Yabancılaşma Nedir?

Kendine yabancılaşma, kişinin kendi benliğiyle uyum içinde olamaması, duygularını, düşüncelerini ve değerlerini dışsallaştırması durumudur. Kendine yabancılaşan kişi, bir zamanlar sahip olduğu ilke ve inançlarından uzaklaşır, kendini tanımakta zorlanır hale gelir. Birdenbire kendiliğinden meydana gelmeyen bu durum, genellikle şunlarla ilintilidir:

Öz-Değer/Özgüven Kaybı: Kendi değerlerine yabancılaşan kimse, toplumsal onaya daha fazla ihtiyaç duyar. Ne yapmaya kalkarsa kalksın illa ki bir onay mekanizması ya da mercii arayışında olur. Tek başına karar alma, inisiyatif kullanma veya değerlendirme yapabilme iradesini kaybetmiştir ya da çok zayıflatmıştır. Neticesinde de sıkıntılarını katlamış duruma gelmiştir.

Ruhsal Bölünmeler Yaşar: Kişi, gerçek benliği ile toplumsal rolü arasında sıkışır. Hayal ile gerçek, doğru ile yanlış, istenen ve istenmeyen, hatta komik ve trajik şeyler arasında sıkışmıştır. Kendini sürekli labirentin çıkmaz duvarlarına toslarken bulur ve bunun sürekliliği kişiyi daha da bir ruhsal bunalımlara mahkûm eder.

Kimlik Krizleri Yaşamak: Kendi düşüncelerinden şüphe duyan kişi, başkalarının gözünden kendini tanımlamaya çalışır. Başkalarının düşünceleri, bakışları, değerlendirmeleri ve hitapları çok önemli bir durumdadır. Falan kimse ne der, filan kimse ne düşünür, öteki kimse nasıl değerlendirir, beriki kimsenin bana karşı duruşu nasıl olur şeklinde yerli yersiz ve sıklaşması neticesinde de kişiyi ruhsal bunalımlara düşürecek şeylerin esiri olunup çıkılır.

Peki, Kendine Yabancılaşmanın Nedenleri Olarak Neleri Sıralayabiliriz?

Baş Belası Dijital Kimlikler ve Tiksindirici Sanal Yabancılaşma

Sosyal medya, kişilere sahte bir kimlik kazanma/kazandırma imkânı sunarak, gerçek benlikleriyle sanal benlikleri arasındaki farkın açılmasının temel sorunudur. Kişi, dijital dünyada inşa ettiği karakterin gölgesinde kalarak, kendi gerçekliğinden uzaklaşır. Neyi paylaşsam kimler beğenir, neyi yesem kimler ne yorum yapar, nereye gitsem ve hangi pozu verip hangi cümleyi kullansam kim, ne yorum yapar türünden külah içinden külahların çıkartılacağı durumlara maruz kalmak; neticesinde de kişilik bozukluğu ve antidepresan, şu, bu…

Tüketim Kültürünün Şaha Kalkmasıyla Birlikte Buradayım Diyen Kimlik Kaybı

Günümüz dünyası, kişiyi adeta bir “tüketici” olarak tanımlamaktadır. İnsanlar çoğu artık kendi benliklerini değil, satın aldıkları markaları, yaşam tarzlarını ve statülerini kimlik olarak benimsemeye başlıyorlar/başlamış durumdalar. Bu da kişinin özgünlüğün kaybolmasına, başkalarının yaşamlarını taklit etmesine götürüyor. Neticede olan şey ne? Yürüyen, nefes alan, konuşan, düşünen, yapıp eden bir tek kişinin varlığı ama bu varlığın bin bir parçadan oluşmuş ve kendisinin bulunmadığı bir gerçekliğin sahte varoluşu. Ne kadar acı değil mi?

Toplumsal ve Ailevi Baskılar

Özellikle aile diye başlayan (!), sonra çevre diye devamı getirilen ve en sonunda da toplumun dayattığı söylenen roller, kişinin kendi gerçekliğiyle çatışmasına neden olabilmektedir. Birçok insan, başkalarının beklentilerini karşılamak adına kendinden vazgeçiyor ve giderek içsel bir boşluğa sürükleniyor. Kendisinin ne istediği, nasıl plan program yapacağından ziyade kimler için neyi, nasıl yapması gerektiği üzerine yoğunlaşan bir hayatta debelenip duran insanlar günümüz toplum nüfuslarının büyük bir kısmını oluşturmaktadırlar.

Ruhsal Eriyip Bitiş ve İdeal Olandan Kopuş

İnsanın kendi varoluşuna yabancılaşması, inanç dünyasındaki kopuşlarla da ilişkilidir. Anlam arayışında tatmin olamayan kişi, kendi iç dünyasını boşlukta hisseder. Bu, psikolojik sorunların yanı sıra, bireyin varoluşsal bir çöküş yaşamasına da sebep olabilir. İnanç esaslarını öğrenmeyen, iç huzuru sağlayamamış ve popülerlik olsun diye sürekli bir “sorgulama” içine giriş realiteden kopmalara, ruhsal eriyişlere davetiye olup, davetliler de gerekeni en hızlı bir şekilde de yerine getirirler. Maalesef bu yadsınamaz bir gerçek. Her birimizin karşısına dikilebilecek bir potansiyele sahip bir realite.

Kendine Ecnebi Olmanın Sonuçlarına Bakacak Olursak!

Duygusal Kopuş: Kendi duygularına yabancılaşan kimse, başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurmakta zorlanır. Tek başına kalmanın çaresizliği içinde dönüp durur.

Tatminsizliğin Sürekliliğine Mahkûmiyet: Kendi öz benliğini yitiren kişi, sürekli bir boşluk hissiyle yaşar. Yaşar dediğimize bakmayın siz, yaşadığını zanneder.

Çeşitli Bağımlılıklara Bağımlı Olmak: Kendine yabancılaşan kimse, hayatındaki hissettiği boşluğu doldurmak için madde, teknoloji veya zararlı alışkanlıklara yönelebilir. Kontrolsüz her bir yöneliş potansiyel tehlike demektir.

Değerlerin Yitimi: Kişi, zamanla kendi ahlaki ve manevi değerlerini sorgulamayı bırakır ve sadece pragmatik yaklaşımlarla hareket etmeye başlar. İşine yarayan şeylere kıymetli değilse de kıymetsiz etiketi yapıştırarak hayatını bir tezgahtar kafasıyla yaşar. Sonuç; geçmiş olsun!

Çözüm Nedir Peki? Cevap; Kendine Yeniden Kavuşmak

Öz-Farkındalık Geliştirilmeli: Kişi, kendini tanımak ve duygularını anlamak için zaman ayırmalıdır. Kendini dinleyip değerli hissettirecek, rahatlatacak “kendine” zaman ayırmalıdır.

Sosyal Medya ve Tüketim Kültüründen Bilinçli Uzaklaşma Tercih Edilmeli: Dijital ve maddi dünyaya esir olmamak için bilinçli bir mesafe koymak gerekir. Belki zorlanacağız, belki gerçekten acı çekeceğiz ama kurtuluşun neticesindeki huzur ve mutluluğu düşününce yaşanacak acı ve zorlanmanın “hiçbir şey” olduğunu kabul edebiliriz.

Gerçek İlişkilerin Tarafı Olmalıyız: Yüzeysel bağlardan ziyade, derin ve anlamlı ilişkiler inşa etmek önemlidir. Sanallığın bir yere kadar olduğunu çok iyi anlamalıyız. Bu sebeple “realist” olmayı tercih etmeliyiz.

İnanç ve Anlam Temelini Sağlamlaştırmalıyız: Kendi değerlerini yeniden keşfetmek, kişinin kendine dönüş sürecindeki en kritik yol ayrımlarındandır. İnanç esaslarını ve kadim değerlerini öğrenen, kabul eden, yaşayan ve geliştiren kimselerin varlığı, çevresindeki kimselerin de varlıklarına hediye olur.

Neticede Dostlar Kendimize Dönmek İçin Hiçbir Zaman Geç Kalmış Sayılmayız

“Kendime ecnebiyim!” dememek için, kişinin önce kendini tanıması, değerlerine sahip çıkması ve kendi benliğiyle yeniden buluşması gerekir. Kendi içsel yolculuğuna çıkamayan insan, başkalarının hayatını yaşamaya mahkûm olur. Unutulmamalıdır ki, insan önce kendine ait olmalıdır ki, dünyaya da anlam katabilsin.

Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir