"Enter"a basıp içeriğe geçin

İNSAN HARCAMA SANATI

– Modern Zamanların En Rafine Hüneri –

Tebrikler!

Eğer bu yazıya göz atıyorsanız, muhtemelen ya harcanmışsınızdır ya da hâlihazırda bu sanatın icracılarındansınızdır belki de. Ama hemen endişeye mahal yok. Zira günümüz toplumunda “insan harcama” artık bir meziyet, bir strateji, hatta bir kariyer basamağı olarak görülüyor. İnsan ilişkilerinin artık “kişisel gelişim” kitaplarında değil, “networking” seminerlerinde, cümbüşlerde, arka mahallelerde ve havanda su dövülen yerlerde çözüldüğü (!) şu dönemde, gelin size bu yüce (!) sanatın inceliklerini biraz anlatayım.

Ömrümün son dönemlerinde gördüklerimi, şahit olup bildirdiklerimi isim isim, sıfat sıfat, olay olay, kelime kelime anlatmak istiyorum ama işte! Maksadım mahallelere (!) dil uzatmak değil, maksadım öteki beriki değil, Allah biliyor ki “harcananları” ayıktırmak, isimlere, sıfatlara, giyim kuşama, söylemlere kanmamalarını hatırlatmak istiyorum. Ama işte yine cümlelerimizi maksimum özenli kullanıyoruz. Tüm “Paralelliklerde Mahir” olduklarını zanneden çakallara karşı dilimizin altındaki baklayı çıkarmasını da biliyoruz, şimdiki gibi “Ya Sabır” çekmesini de!

KULLAN VE UNUT

Kardeşim dediğin birinin senin yardımına ihtiyacı mı var? “Tabii gelirim” deyip ihtiyacın olduğu günü telefonunu uçak moduna al. Zaten sonra “yoğunluktan unuttum” dersin, ne olacak? İki gün sonra “kanka kusura bakma yaa” diyerek yeniden selam çak. O da utancından sana kızamaz. İnsanlar unutkanlığa değil, kasıtlılığa kızar. O yüzden planlı unutkanlık bu sanatın ilk adımıdır.

Hıı, bu arada bu sadece bir örnek. Ama bazen gözümüzün içine baka baka tek ayak üstünde mavraları uçuşturanlara rastlamıyor değiliz. Sadece “Allah’a havale ediyoruz” yolumuza devam ediyoruz. Hatta yolumuza devam etmeliyiz. Takılıp kalmamalıyız.

İYİLİK ÇEK DEFTERİ GİBİDİR

Sana zor zamanlarında omuz vermiş, dertleşmiş, gece yarısı seni dinlemiş birini hatırlıyor musun? Artık işlevi bitti. Fazla duygusal. “Ağlak.” Biraz da “drama queen.” Artık senin hayat enerjini düşürüyor, değil mi? Haydi, onu biraz görmezden gel. Aramalarına dönme. “Kendime alan açıyorum” de. Bu cümle her vicdani yükü sıfırlıyor zaten.

Aahh Aaahh! “Bu yolda ikimiz tek kalsak da devam edeceğiz” diyen “eski yol arkadaşını” paraya, ekrana, banknotlara ve kendisinin anlattığı dünyalık menfaatlara satan nice sıfatlı sıfatsızları gördü bu yaşlı dünyamız. İyilik gördüğü kimseleri satmanın, arka bahçede “paralel” yapılar kullanmanın altında, bir cümle insanın hepsinin “biz ondan razıyız” dediği kimseyi ekarte edebilme hinliklerinin altında yatan şey de zaten “iyiliği” hazmedemeyen cühelalardır. Aman ha, azami dikkat edelim.

MANİPÜLASYON

“Bunu yapmazsan kırılırım”, “Sen olmasan kimse anlamaz beni”, “Bir tek sana güveniyorum” gibi cümlelerle insanların içini ısıt, sonra da onları kendi çıkarına göre şekillendir. İnsanlar duygusal yatırım yaptıkları ilişkilerden kolay kolay çıkamazlar. İşte bu yüzden onları borçlandır. Sevgiyle, sadakatle, geçmişle… Sonra zaten sen ne istersen yaparlar. Onlar da “ilişki böyle yürür” sanırlar.

Belki de en tehlikeliler bunlardır. En çok bu tür mikroplar görülür. İğreti ve mide bulandırıcı asalaklardır. San şunu yaptık, buraya bunu yaptık, oraya ötekini yaptık, omuz omuza vererek yaptık ve devam edeceğiz diyerek insanları duygusal baskıya alırlar. Adeta sineğin kanadından yağ çıkartmakta ustadırlar. Oldukları ülkenin diline yabancı olsalar bile kandırmacada ihtisas sahibidirler. Hadiselerin iç yüzünü bilmeyen “saf çocuğu masum Anadolu’nun” evlatlarını kandırırlar/kandırmaya çalışırlar. Ama güneş gerçeği kadar “gerçekten çok kötü ve sahtekâr” olarak görülen bu insanların dillerine, anlattıklarına, küflenmiş esprili anlatımlarına inanmamalı. Lütfen dikkat edin.

HAYATTA HERKES DEĞİŞEBİLİR

İlk işinde, ilk başarında seni arayıp sevincini paylaşan dostunu hatırlıyor musun? Artık yöneticisin. Eski çevren seni “yukarı” taşımıyor. Onlar seni artık anlamıyorlar. “Sen değiştin” diyorlar. Ne ayıp. Oysa sen sadece ‘potansiyelini gerçekleştirdin.’ İnsanların seni taşıyabildiği yere kadar taşıdığını kabul et, sonra hafifçe bırak onları. Hem kalabalıkla yürünmüyor zirveye, değil mi?

Bu düşünce sahipleri yok deyip de geçmeyin. İlla ki denk gelmişsinizdir. Hatta yaptığı tahsili ve aldığı unvanı bile sorgulanabilir, eleştirilebilir ve gerçekten şüphelenmeye açık olabilir kimseler gördük ahir ömrümüzde. Bir anda unvan alıp konuşmalarında gözlerini ve kaşlarını biraz daha kaldırarak kibrin doruklarına ulaşırlar. Emek mi verip aldılar bunu bilmem ama bir Ali Cengiz oyunu olduğu muhakkaktır. İşte bunlar, tam da bunlar kendisini taşıyan adamları birebir ekarte peşindedirler.

HARCANAN HİSSETTİĞİNDE, SEN DE HARCA!

Bazı insanlar bu yazıyı okurken “Ben de insan harcamışım” diyecek belki de belki de bazıları “Ben harcandım” diye iç geçirecek. Ama unutma: Bu sistemde birini harcamıyorsan, harcanıyorsundur. O yüzden gözün arkanda kalmasın, merhametin cebinde dursun, yeter ki senin işin görülsün.

Yani hülasasına gelecek olursak “İnsan Harcama Sanatı” herkesin bilmeden ustalaştığı bir sanat dalı artık. Üstelik ödülü yok, ama sırt sıvazlaması bol. Kimse seni yargılamaz, çünkü ezici çoğunluk aynı şeyi yapıyor. Hatta bazıları bundan kitap yazıp konferans bile veriyorlar. Ya da yazıp verdiklerini düşünüyorlar. Bu da zaten başlı başına absürt bir hâl.

Ama olur da bir gün birinin seni koşulsuz sevdiğini, hiçbir çıkar gözetmeden yanında durduğunu fark edersen, işte o an dur. Çünkü o kişiyi harcarsan, dönüp dolaşıp kendini çöplükte bulursun. Ve o çöplükte insanlar yoktur. Sadece yüzünü tanıyan aynalar kalır.

Bu nedenle sen sen ol “İnsanı Satma Sanatını” yapmaaaaa!

Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir