Gerçeği Kamufle Edenler ve Susanlar Kaybetmiştir
Tarih, sadece zaferlerin değil, susturulmuş hakikatlerin de mezarlığıdır. Kimi isimler heykeli dikilerek, kimileri susarak gömülmüştür bu mezarlığa. Bir farkla… Heykeli dikilenler unutturulabilir ama susanların korkaklığı asla affedilmez. Çünkü tarih sadece yapanları değil, seyredenleri de kaydeder.
Bugünün insanı sanıyor ki; bir gerçeği kamufle etmek, o gerçeği yok eder. Oysa tarih defteri, suskunların zalimlerle aynı kefeye yazıldığı binlerce örnekle doludur. Ve evet, tarih acımasızdır: Hakikate ihanet edenlerin suratına “kaybedenler kulübü” yazısını silinmeyecek şekilde çakar.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur:
Anlamı: “Hakkı batıl ile karıştırmayın ve hakkı bile bile gizlemeyin.” (El Bakara/42)
Gerçeği Örtmekle Gerçek Kaybolmaz
Bir dönemin yöneticileri, gerçeği saklamak için dev afişler asmıştı duvarlara. “Her şey yolunda” yazıyordu. Halkın karnı aç, vicdanı susuzdu ama afişler coşkuluydu. Yıllar geçti… O afişler çürüdü ama halkın öfkesi çürümedi. Gerçek, örtüldüğü yerden bir gün mutlaka sızar.
Bugün de benzer manzaralar yaşıyoruz. Mikrofon başında ballı cümleler, kürsülerde alkışlı tiyatrolar, ekranlarda özenle cilalanmış sahte gerçekler…
Oysa tarih bize defalarca haykırdı: “Gerçeği kamufle edenler, önünde sonunda gerçeğin enkazı altında kalır.”
– “Bir yalan ne kadar hızlı koşarsa koşsun, hakikat onu mutlaka yakalar.” (Winston Churchill)
Sessizlik, Zalimliğin Kardeşidir
Bir de “suskunlar ordusu” var… Hakikati görüyor ama susuyor. Haksızlığı duyuyor ama duymamış gibi yapıyor. Zulmü biliyor ama “bana dokunmaz” sanıyor. Tarih bu orduyu çok iyi tanır. Endülüs’ün düşüşü sırasında yöneticiler suskun kalmış, ilim adamları korkmuştu; şehirler birer birer düşerken kimse “yeter” diyememişti. Berlin Duvarı yıkılmadan önce milyonlarca insan utanç duvarını yıllarca izledi ama sessizlik o duvarı daha da büyüttü. Ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sürecinde, devletin içini yiyen çürümeye karşı susanlar, sonunda o devletin de kendi suskunluklarıyla yıkılmasına tanıklık etti.
- “Zulme rıza zulümdür.” (Hazreti Ali)
Bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz Aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
Manası: “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin ki bu, imanın en zayıf derecesidir.” (Sahih-i Müslim)
Modern Kamuflaj: Şekil Var, Öz Yok
Zamanımız insanı kamuflaj işini iyice ustalıkla yapıyor artık. Yüzünde sahte bir tevazu maskesi, elinde tespih, dilinde süslü cümleler… Ama vicdanı boş, adaleti yok. İnsanlar, “iyi görünmek” için yaşıyor; “iyi olmak” için değil. Bir kurum düşünün: Binaya kocaman “Adalet” tabelası asılmış ama içeride dosyalar bağırıyor. Bir şehir düşünün: Caddelerde devasa “Birlik – Beraberlik” pankartları ama insanlar birbirine kinle bakıyor. Bir toplum düşünün: Dillerde “değerler” ama kalplerde değer namına taş bile yok. İşte bu modern kamuflaj, tarihin en tehlikeli salgınıdır. Çünkü artık kimse yalan söylemiyor; herkes yalan yaşıyor.
Anlamı: “Görünüşte insanlara hoş gelen şeyler, kalplerinde fesadı gizleyebilir.” (El Bakara/204)
Gerçekten Korkanlar, Gerçekten Kaybeder
Gerçekle yüzleşmek, bir aynaya bakmak gibidir. Ama bugün aynaya bakanların çoğu yüzünü değil, maskesini görmek istiyor. Çünkü gerçek; makyajı bozar, süsü döker, sahteyi çıplak bırakır.
Bir yönetici, “hakikat zarar verir” diyerek susturursa basını…
Bir öğretmen, “öğrenciler üzülmesin” diye gerçeği saklarsa…
Bir din adamı, “cemaat darılır” diye hakikati eğip bükerse…
Sonuç değişmez: “Hakikat gecikir ama intikamını tarihle alır.”
Anlamı: “Gerçekleri gizleyenleri Allah lanetler.” (El Bakara/159)
- “Eğer hakikati susturursanız, sizi zalimler yönetir.” (Platon)
Tarih Yalanı Uzun Süre Taşımaz
Hiçbir yalan sonsuza kadar yaşayamaz. Çünkü yalanın hamuru gerçeğin ışığına dayanmaz. Bugün put gibi büyütülen nice kişi ve kurum, yarın tarihin çöp tenekesinde yerini alacaktır. Hatırlayın:
“Benden büyük yok” diyen nice firavunlar tarihin çamurunda çürüdü.
“Ben ebediyim” diyen nice diktatörler kendi gölgelerine yenildi.
“Ben sustum, bana ne” diyen nice suskunlar, tarihin en ağır ithamı olan “ortaklıkla” yaftalandı.
Anlamı: “Zalimlerin yaptıklarından Allah’ı gafil sanma. Onları ancak gözlerin dehşetle donakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim/42)
– “Bir yerde yanlış varsa, onu düzeltmeyen doğru da suç ortağıdır.” (Martin Luther King Jr.)
Kurtuluşun Adı: Hakikatin Bedelini Ödemek
Bir toplumun dirilişi, sahte kahramanlara değil, hakikatin bedelini ödemeye razı olanlara bağlıdır. Bugün hakikati söyleyen biri, alkış yerine linç görüyor olabilir. Ama unutmayın: Tarihin en büyük dönüşümleri, en kalabalıklar tarafından değil; en cesurlar tarafından başlatılmıştır. Bir kişi doğruyu söyler, bin kişi susarsa: O toplum çürür. Bin kişi doğruyu söyler, bir kişi bile korkmazsa: O toplum dirilir.
Hakikatin değeri, onu söyleyenin yalnızlığından anlaşılır. Bu yalnızlık, aslında tarihin yazdığı en onurlu satırdır.
Anlamı: “Doğruyu söyleyin, hoşunuza gitmese de.” (En Nisa/135)
Manası: “Gerçeği dile getirmekten korkmayın.” (Sahih-i Buhari)
Tarih, Susana Merhamet Etmez
Zamanımız insanı hâlâ sanıyor ki: “Ben karışmam, bana dokunmaz.” Oysa tarih, karışmayanları hep yanan evin içinde bulmuştur. Ateş önce uzak görünür, sonra eve dayanır, sonra o evi yutar. Ve o zaman artık hiçbir kamuflaj işe yaramaz.
Bugünün susanları, yarının pişmanları olacaktır. Ve tarih, pişmanların gözyaşlarını değil, sustukları anı yazar.
Manası: “Zulme sessiz kalan, zalimin ortağıdır.” (Hazreti Ömer)
SON SÖZÜMÜZ: Hakikatten Kaçanlar, Tarihten Kaçamaz
Tarih şahitlik eder; ama tarafsız değildir.
Hakikatin yanında duranı onurlandırır, karşısında olanı ya da susanı mahkûm eder.
Çünkü gerçek, susanlardan da hesap sorar.
Evet, gerçeği kamufle edenler bir süre parlayabilir.
Evet, susanlar bir süre rahat yaşayabilir.
Ama sonunda tarih gelir, hepsini tek tek hesap odasına çağırır.
Ve orada cümle kısadır: “Sustuğun gün, gerçeğe ihanet ettin.”
Tarih şahitlik etmiştir. Gerçeği örtenler kaybetmiştir. Susanlar da kaybetmiştir. Kazanansa hep, hakikatin yanında dimdik duranlardır.
Anlamı: “De ki: Hak geldi, bâtıl yok olup gitti. Zaten bâtıl yok olmaya mahkûmdur.” (El İsra’/81)
Kalın sağlıcakla…
Gökmen CAN – Eğitimci Sosyolog

